farkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2021 Perşembe

Live - life - alive karşılaştırması

Life / live / alive kelimeleri arasındaki farklar:

Live


1- to live
fill (verb)yaşamak, oturmak/ikamet etmek. (liv şeklinde ince teleffuz edilir.)

2- live
Sıfat (adjective) / canlı, diri, hareketli, naklen (konser, tv yayınları vb. için) (laiv şeklinde telaffuz edilir)

- Nazmelis lives for live music. She follows all concert news closely. (Nazmelis canlı müzik için yaşıyor. Bütün konser haberlerini yakından takip ediyor) Bu cümlede ilk ‘live’ fiil, ikinci ‘live’ sıfattır.…livs for laiv music” diye teleffuz etmek gerekir.

- My grandparents lived in Manisa until last year. (Büyükbabam ve büyükannem geçen yıla kadar Manisa’da yaşadılar)… Manisa’da ikamet ettiler.

Life

İsim (noun) / hayat, yaşam. Doğumdan ölüme kadar yapıp ettiklerimiz.

- Life is too short. You should enjoy it. (Hayat çok kısa. Tadını çıkarmalısın)

- I’ve been waiting for this moment for all my life. (Hayatım boyunca bu anı bekledim)



Alive

Sıfat (adjective ) / hayatta olma, yaşıyor olma durumu.

- You had a terrible accident . You should be grateful that You’re alive today. (Feci bir kaza geçirdin. Bugün hayatta olduğun için şükretmelisin)

- I found my cat in the basement. I knew she was alive and well. (Kedimi bodrumda buldum. Yaşadığını ve iyi olduğunu biliyordum.




26 Nisan 2020 Pazar

Only - Just farkı

Only

Sadece, yalnızca, bir tek, ancak…

‘Only’ sözcüğünün İngilizcede tek bir anlamı olduğu halde, ‘just’ sözcüğünün pek çok anlamı vardır. Çoğu durumda ‘Only’ yerine ‘just’ kullanılabilir.

- There are only two availible seat in the bus. (Otobüste sadece iki boş koltuk var)
- There are just two availible seat in the bus. (Otobüste sadece iki boş koltuk var)

- I use only the metro to go to the work. (İşe gitmek için sadece metroyu kullanırım)
- I use just the metro to go to the work. (İşe gitmek için sadece metroyu kullanırım)


If only: Keşke
- If only I had talent like that. (Keşke öyle bir yeteneğim olsaydı.)


Just

Just sözcüğünün anlamları.

1) Az önce, demin, yakın zamanda

- I just missed the train. (Az önce treni kaçırdım –binemedim-)

- She has just done her homework. (Ödevini yeni yaptı)

2) Just know, just before, just after… Hemen şimdi, hemen önce, hemen sonra…

- A lot of people give up just before they’re about to make it. (Pek çok insan bir işi başarmadan hemen önce vazgeçer.)


3) Only ile benzer anlamda kullanıldığı durumlar. Sadece, yalnızca…

- I have just 10 Liras. (Sadece 10 Liram var.)

- I just called to say I love you. (Yalnızca seni sevdiğimi söylemek için aradım –telefon etme sebebim bu-)

- We have just one daughter. (We have only one daughter) (Sadece 1 kızımız var)


4) Tam olarak

- This job is just what I need. (Bu iş tam da ihtiyacım olan şey)



Bazen, sıralama anlamı çok değiştirir:

- I just had a glass of red wine. (Az önce bir kader kırmızı şarap içtim)

- I had just a glass of red wine. (Sadece bir kadeh kırmızı şarap içtim)

26 Ekim 2019 Cumartesi

Shadow - Shade farkı

Shadow: Bir nesnenin veya kişinin ışık/güneş altında oluşan gölgesi, silueti.

Shade: Güneş olmayan bölge. Gölgelik. Güneşten korunulan yer.

- Two adorable kittens are playing with their own shadows. (İki sevimli kedi yavrusu kendi gölgeleriyle oynuyor)

- It will sunny and hot the entire day. We should find some shade. (Tüm gün güneşli ve sıcak olacak. Gölge bir yer bulmalıyız.)

27 Ağustos 2019 Salı

See - Look - Watch farkı / örnek cümleler

Bazen karıştırılmalarına rağmen gözle ilgili bu 3 fiilin Türkçede neredeyse birebir karşılıkları vardır.

Look: Bakmak

Watch: İzlemek, seyretmek

See: Görmek


Look

“bakmak” anlamında olsa da bazen “görünmek” yerine kullanılır.

- You look beautiful honey! (Çok güzel görünüyorsun tatlım!)

“Look for…” bir şeyler aramak,

“Look at…” bir şeye bakmak,

“Look up…” ileri doğru, kafasını kaldırıp bakmak veya gözatmak gibi anlamlara gelir.

- I’m looking for a new job since last month. Geçen aydan beri yeni bir iş bakıyorum -arıyorum)

- Look at the horse! (Ata bak!)

- Look up ahead! The store is so crowded. (İleri bak! Mağaza çok kalabalık)



Watch

Televizyon, film, sinema, spor karşılaşmaları, hayvanları, insanları, manzaraları izlemeyi ifade ederken watch kullanırız.

- You should definitely watch the movie this weekend. (Filmi bu hafta sonu kesinlikle izlemelisin)

- Yesterday I stayed in and watched a volleyball game.
(Dün evde kalıp bir voleybol maçı izledim)


See

Diğerlerine göre göz burada daha pasif konumdadır.
Görüntünün çoğunlukla, kendiliğinden, istem dışı veya beklenmedik anda gözümüze ulaştığı durumlarda see kullanırız.


- Do you see that sign? (Şu işareti görüyor musun?)

- After you drive two kilometers you will see the hospital on your right.
(Aracını 2 kilometre sürdükten sonra hastaneyi sağında göreceksin)

- When did you last see our teacher. (Öğretmenimizi en son ne zaman gördün?)



Üçü bir arada örnek:

- I was watching a TV show and saw what looked liked a sassy monkey.
  
(Bir tv şovu izliyordum ve bir şımarık maymunun neye benzediğini gördüm)



İpucu:


İstisna olarak sinema - film izleme eyleminde hem 'watch', hem de 'see' kullanılabilir. Ancak 'see' kullanıldığında izleme - görme işinin evin dışında gerçekleştiği hissi oluşur. Evde film izlerken çoğunlukla 'watch' kullanılır.

- We are going to see a film. (Yarın bir film görmeye-izlemeye gideceğiz)

25 Şubat 2019 Pazartesi

Suggest - Recommend farkı / Örnek cümleler

isim; tavsiye, öneri
fiil; tavsiye etmek, önermek. Çoğunlukla birbirlerinin yerine kullanılabilir.

suggest” genel tavsiyelerde, 

"recommend” biraz daha özel tavsiyelerde, yani kişisel bir deneyime dayanan tavsiyelerde kullanılıyor. (Bunu öneriyorum çünkü daha önce deneyimledim)

Birbirlerinin yerine geçebildiği bir örnek:

- The doctor suggested that she lose weight. (Doktor kilo vermesini tavsiye etti)

- The doctor recommended that she lose weight. (Doktor kilo vermesini tavsiye etti)

- The doctor advised that she lose weight. (Doktor kilo vermesini tavsiye etti)

Bu tür bir cümle aynı zamanda dilek kipindedir (subjunctive mood). Bu yapıda geniş zamandaki ikinci fiile “–s” takısı gelmez. Özne he, she, it olsa bile fiil yalın haldedir (base form). Yani “The doctor suggested that she loses weight” denmez.

Şu dilek kipi cümlesindeki was yerine were kullanılması gibi:

   I wish I was a basketball player

 - I wish I were a basketball player
. (Keşke bir basketbolcu olsaydım)

Suggest - örnek cümleler:

- I suggest you install an antivirus software on your computer. (Bilgisayarına antivirüs yazılımı yüklemeni öneririm)

- Do you suggest buying strawberry and eating it in winter? (Kışın çilek alıp yemeyi tavsiye ediyor musunuz?) suggest kullanılan istek-dilek ifadelerinde fiile +ing takısı getirilmesi yaygındır.

- I would suggest doing research into who they are. (Kim olduklarını araştırmayı öneririm)

- There are a lot of researchs which suggests eating nuts may be good for your heart. (Fındık yemenin kalbe iyi gelebileceğini öne süren pek çok araştırma var) suggest burada öne sürmek anlamında kullanılmış.


Recommend – örnek cümleler

- I would recommend that tailor to you.
(Sana o terziyi önerebilirim)

- Can you please recommend a famous dermatologist? (Ünlü bir cildiyeci tavsiye edebilir misin?)

- Limonata is such a good movie. I strongly recommend it. (Limonata ne kadar güzel bir film. Şiddetle tavsiye ederim)

- I highly recommend this book for parents who are feeling anxious or stressed. (Stresli ya da endişeli hisseden ebeveynlere bu kitabı çok tavsiye ederim)

- I recommended that my Japanese friend try the tarhana soup. (Japon arkadaşıma tarhana çorbasını denemesini önerdim) Geniş zamanlı cümlede fiile –s takısı getirilmemesi durumu. ..friend try…

31 Ocak 2019 Perşembe

What are you up to? / What are you doing?

What are you up to?
What are you doing?

Her iki ifade de "Ne yapıyorsun? (şu anda)" anlamında olmasına rağmen bazı farklar var.

What are you doing? sorusu tonlamaya da bağlı olarak daha direkt veya kaba gibi görünür. Ne yapıyorsun?

What are you up to? ise daha endirekt, daha yumuşak biçimde "Ne yapıyorsun?" demektir. Günlük kullanımda daha çok tercih edilir.

What are you up to? (Ne yapıyorsun?)
What are you up to this saturday? (Cumartesi günü ne yapıyorsun?)
What are you up to these days? (Bu günlerde ne yapıyorsun?) Neler yapmaktasın?

12 Kasım 2018 Pazartesi

Less - Fever farkı / örnek cümleler

More sıfatının tam tersi olan bu iki sözcük de "daha az" anlamına gelmesine rağmen her cümlede birbirlerinin yerine kullanılmaz.

Fewer, sayılabilen (countable) isimlerle birlikte, less sayılamayan (uncountable) isimlerle birlikte kullanılır.

Örnekler:

Fewer:
- Fahrettin got 350 fewer votes than Sefer. (Fahrettin Sefer'den 350 oy daha az aldı)
- In hundred words or fewer, write a story about Ankara. (Ankara'yı 100 veya daha az sözcükle anlatan bir hikaye yazın)
· There are fewer people at the meeting than I expected. (Toplantıda umduğumdan daha az insan var.)

Less:
- I make less money than my wife. (Karımdan daha az para kazanıyorum)
- According to the research, we are less optimistic than our parents. (Bir araştırmaya göre ebeveynlerimizden daha az iyimseriz.)
- There is less privacy today because of Instagram, facebook, etc.. (Günümüzde Instagram, Facebook vb yüzünden daha az mahremiyetimiz var)