all etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
all etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2021 Pazar

İngilizcede Of kullanımı

Sahiplik durumu (possession) belirtilirken of edatı veya ‘s takısı kullanılıyor. Hangi durumda hangisini tercih etmeliyiz?

Cansız varlıkların sahiplik durumundan bahsediliyorsa of edatı kullanılıyor.

- The wall of the garden is very high. (Bahçenin duvarı çok yüksek)

- The color of the pencil is black. (Kalemin rengi siyah)

- The pencil’s color is black. Yanlış


Canlı varlıklar (insanlar-hayvanlar), ülkeler, organizasyonların sahiplik durumlarından bahsedilirken ‘s takısı tercih ediliyor.

- My daugther's cat is lost. (Kızımın kedisi kayıp)

- The horse’s tail was so beautiful. (Atın kuyruğu çok güzeldi)

- Turkey’s most populous city is Istanbul. (Türkiye’nin en kalabalık şehri Istanbul’dur)





Miktar, sayı (quantity) belirtirken kullanılan a lot of, a couple of, a number of, a majority of, a minority of gibi ifadelerde:

- I read your letter a lot of times. (Mektubunu pek çok kez okudum)

- I saw her a couple of years ago at Ulus. (Onu bir kaç yıl önce Ulus’da gördüm)

- A majority of the schools tried to stay open all this year during Covid pandemic. (Okulların çoğu bu yıl covid salgını sırasında açık kalmaya çalıştı)

- We just need a number of friends we can be certain. (Güvenebileceğimiz birkaç arkadaşa ihtiyacımız var)



Yine miktar, sayı belirtirken kullanılan, some, both, many, much, several, all, almost gibi ifadelerde bağlama göre kullanılır ya da kullanılmaz.
Örnek:

- Almost all students hate exam. (Neredeyse öğrencilerin hepsi sınavlardan nefret eder)
Genelleme yapılmış, neredeyse dünyadaki tüm öğrenciler.

- Almost all of our students hate exam. (Öğrencilerimizin neredeyse hepsi sınavlardan nefret ediyor)
Belirli bir öğrenci grubundan bahsediliyor. Bizim okuldaki öğrenciler, ya da bizim ülkemizdeki öğrenciler.





13 Eylül 2018 Perşembe

"All the way" ifadesinin anlamları

"All the way" ifedesi bir kaç farklı anlama geliyor.

1. Tamamen, yüzde yüz.

- I support all the way. (Seni tamamen destekliyorum. Sana katılılıyorum)
- God is with you all the way. (Tanrı -hep-tamamen seninle)
- We're with you all the way. (Tamamen sizinleyiz, size katılıyoruz)

2. Birlikte yatmak, sex yapmak.
-They went all the way. (Onlar yattılar)

24 Aralık 2017 Pazar

All - Whole farkı / örnekler

We studied all day. (Bütün gün çalıştık)
We studied the whole day. (Bütün gün çalıştık) (Gün boyu çalıştık)

İki örnek birbirine çok benziyor ancak önemli bir fark var:
İlkinde bütün gün çalışıldığı ancak bu ders çalışma işinin kesintisiz olmadığını anlamalıyız. Çalıştık ancak arada bir mola verdik, dışarı çıktık, yemek yedik, vs.
İkincisinde gün boyu ders çalıştık, kesintisiz, başka bir işle uğramadan çalıştık anlamı çıkartılmalı.

Almost all tickets for all shows sold out in Ankara. (Ankara'daki gösteriler için biletlerin neredeyse hepsi satıldı.)
There was a baby in the bus. The baby cried the whole time. (Otobüste bir bebek vardı. Yolculuk boyunca ağladı-kesintisiz.)

Whole, bir zamanın, bir grubun, bir şeyin tamamı, bütünü, yüzde yüzü.
All, hepsi, tümü.

Not:
"the" her zaman "whole" sözcüğünden önce gelir. 'the whole' çoğul isimler için kullanılmaz. 'all' hem tekil hem çoğul isimler için kullanılabilen daha esnek bir seçenektir.