in etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
in etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2022 Cumartesi

İngilizcede peş peşe arka arkaya

- Anadolu Efes has won 5 games in a row. (Anadolu Efes art arda 5 maç kazandı)

- Oil prices have set new record highs for 8 days in a row. (Petrol fiyatları üst üste 8 gün boyunca fiyat rekoru kırdı)

- They should respect to me for eliminating this man three years in a row. (Bu adamı 3 yıl üst üste elediğim için bana saygı göstermeleri gerekir)

- Your new video was so funny. I watched it ten times in a row. (Yeni filmin çok eğlenceliydi. Peş peşe 10 kez seyrettim)

- We had three exams in a row today. (Bugün peş peşe 3 sınavımız vardı)

- She will become the first female artist to win the ‘song of the year award’ 4 years in a row.
 Yılın şarkısı ödülünü üst üste 4 kez kazanan ilk kadın sanatçı olacak.

- Our people will watch 50 tik toks in a row but won't listen to one Erkin Koray album!
(Halkımız arka arkaya 50 tik tok videosu izleyecek ama bir Erkin Koray albümü dinlemeyecek!)

In a row:

Peş peşe, arka arkaya, üst üste, art arda anlamlarında bir tekrar ifadesi.
(phrasal verb).

17 Mayıs 2022 Salı

Yer belirtirken at in on kullanımı

Bazı yer, mekan-adres, konum bildirimlerinde on, in ve at edatlarının kullanımları (prepositions)


At
Belirli bir noktadan, özel bir mekandan bahsederken.

- I’m at home. (Evdeyim)

- I’m at Esenboga Airport. (Esenboğa Havaalanındayım)

- We are at Merve’s house. (Mervelerdeyiz)

- They are staying at the Anayurt Hotel. (Anayurt otelinde kalıyorlar)

- She saw him at a party. (Onu bir partide görmüş)

- She attends parties only to sit at the corner and go through her phone.
(Partilere sadece köşede oturup telefonuna bakmak için katılır)

- I parked my car at the entrance. (Arabamı girişe park ettim.)

- I’m waiting for my mom at the doctor's office. (Doktorda annemi bekliyorum)


On
Genel bir alandan bahsederken... Bir sathın üstünde (yol, cadde, çatı, sahil)

- I’m working on Atatürk Avenue. (Atatürk Bulvarında çalışıyorum) Bulvar üzerinde bir yerde.

- Look out for Ahmet and Mehmet on the TV today. (Bugün televizyonda Ahmet ve Mehmet'e dikkat edin)

- He has been living on an island. (Bir adada yaşıyor)

- I live on the second floor. (İkinci katta oturuyorum)

- Go strait ahead. You will see a motel on the left. (Dümdüz devam edin. Solda bir motel göreceksiniz)

- Could you point to Turkey on a map? (Türkiye’yi bir haritada gösterebilir misin?)

- Everyone who works on the farm wears such hats. (Çiftlikte çalışan herkes böyle şapkalar giyer)

- We should add this on the list. (Bunu listeye eklemeliyiz)

- Click on the menu directly beside the floppy disk icon. (Disket simgesinin hemen yanındaki menüye tıklayın)

In
Daha geniş bir alan veya çevresi kapalı bir yer söz konusuysa…
Örneğin; Kıta, ülke, şehir gibi, sınırları olan kavramlarda ‘in’ kullanılır.

- Kids in the classroom for the first time. (Çocuklar ilk defa sınıftalar)

- I live in Ankara. (Ankara’da yaşıyorum)

- They live in the south of Turkey. (Türkiye’nin kuzeyinde yaşıyorlar) Yön belirtirken

- I did some work for a client in Poland. (Polonya’daki müşterim için bazı işler yaptım)

- Your bag is in the kitchen. (Çantan mutfakta)

- I saw the news about Ankara Castle in the newspaper. (Gazetede Ankara Kalesiyle ilgili bir haber gördüm)

- What did you see in the picture? (Resimde ne gördün?)

- I'm still waiting in a queue to pay. (Hâlâ bir kuyrukta ödeme için bekliyorum)  'in a line', 'in the row'

- They were in the garden this morning. (Bu sabah bahçedeydiler)

10 Şubat 2022 Perşembe

in the end - at the end

in the end

Sonunda anlamında, bir zamanın veya bir olay zincirinin sonunu ifade ederken kullanılır. Eventually, finally veya after all yerine kullanılabilir.

- In the end I decided to buy him a new bike. (En sonunda ona yeni bir bisiklet almaya kar verdim)

- You will meet a lot of people in life. Some people will build you up and some people will tear you down. But in the end, you’ll thank them all. (Hayatta pek çok insanla tanışacaksın. Bazıları seni geliştirecek, bazıları aşağı çekecek. Ama sonunda hepsine teşekkür edeceksin)

- I asked many people for your address. It was a tough effort but in the end I found you. (Adresini pek çok kişiye sordum. Zor bir çabaydı ama sonunda seni buldum)



at the end

Bir şeyin veya bir bloğun son parçası, son bölümü. Yolun sonu, tünelin sonu, filmin sonu gibi ifadelerde kullanılır.

- Is there a tailor near here? (Yakınlarda bir terzi var mı?)
-Yes, there is. It’s at the end of the street. (Evet, sokağın sonunda)

- Everybody was crying at the end of the movie. (Filmin sonunda herkes ağlıyordu)

- Why there's an exclamation mark at the end of the sentence. (Cümlenin sonunda neden ünlem işareti var?)

11 Kasım 2020 Çarşamba

At the school / at school

Okul, üniversite, hastane, cami gibi kamunun yararlandığı binalardan bahsedilirken 'the' kullanılır mı?.. Hangi kullanım doğru?.. İkisi de doğru. Şöyle ki:

- I'm in hospital. (Hastanedeyim) Hasta olduğum için hastanedeyim

- I'm in the hospital. (Hastanedeyim) Başka bir sebepten hastanedeyim; bir iş veya ziyaret için örneğin.


- I'm at school. (Okuldayım) Okuyorum, öğrenci olduğum için okuldayım.

- I'm at the school. (Okuldayım) Başka bir sebepten okuldayım; birisiyle buluşmak için örneğin.


- I'm at mosque. (Camideyim) İbadet etmek bulunuyorum.

- I'm at the mosque. (Camideyim) Başka bir sebepten dolayı camideyim.


- I'm at the university to visit my brother. (Abimi ziyaret etmek için üniversitedeyim) 




12 Aralık 2018 Çarşamba

in / in to / into farkı / Örnek cümleler

 "in" ve "to" hangi durumlarda ayrı yazılmalı, hangi durumda bitişik yazılmaldır?

in

İçinde, içeri, –da, -de anlamlarına gelen bir edat (preposition) olarak kullanılır.

- Kadri has gone for a walk in the forest. (Kadri ormana yürüyüşe gitti)
- Your doll was in the kitchen. (Oyuncak bebeğin mutfaktaydı)
- Have you read my latest article in Milliyet? (Milliyet gazetesindeki son makalemi okudun mu?)
- I was burn in 1988. (1988 yılında doğdum)


Bir ‘phrasal verb’ ögesi olarak kullanıldığında ilgili ifadeye çok daha farklı anlamlar yükler.

- My grandmother has departed this world and onto the next step in her journey. (Büyükannem bu dünyadan ayrıldı ve yolculuğunun bir sonraki adımına geçti.) phrasal verb



into 

1-
Hareket, taşıma, yürüme, kayma fiili içeren cümlelerde kullanılır.
Aynı anlamları taşıyan bir 'phrasal verb’in parçası olabilir.
Yön ve adres ifade edilirken kullanılır.
- Kadri  walked into the forest. (Kadri  ormana doğru yürüdü) Ormana giriş yapıyor.
- Kadri has gone for a walk in the forest. (Kadri  ormana yürüyüşe gitti) Şu an ormanda.
- The plane flew into Mersin  an hour late. (Uçak Mersin’e 1 saat geç uçtu)
- If you run into a wall, don't turn around and give up. Figure out how to climb it, go through it. (Eğer bir engelle karşılaşırsan vazgeçip geri dönme. Onu nasıl aşabileceğini çözmeye çalış.) run into bir phrasal verb. Umulmadık bir şeyle karşılaşmak anlamında kullanılmış.
- I dropped my keys into the pool! (Anahtarlarımı havuza düşürdüm)
- I’m heading into the city centre to buy a few new year’s presents. (Birkaç yılbaşı hediyesi almak için şehir merkezine doğru gidiyorm-yola çıktım-)
- I go out into the streets hoping to make one good photograph. A.Olmos
 (İyi bir fotoğraf çekmeyi umarak sokağa çıkarım.)

2- Bir durum değişikliğini ifade ederken. Bir nesne veya durum X iken Y haline dönüştü.
- Children divided the cake into five pieces. (Çocuklar pastayı beşe böldüler)

3- Bir şeyle çok ilgili olmak, coşkuyla ve hevesle yapmak, onun çok içinde olmayı ifade ederken.
- Ozan is really into football. (Ozan geçekten futbolla çok ilgili –futbolun içinde-)
- I’m into photography and jazz music. (Fotoğrafçılık ve caz ile ilgileniyorum-seviyorum)
- What kind of are you into? (Ne tür müzik dinlersin?)


in to

Teleffuzda pek fark olmasa da yazımda ayrı veya bitişik yazıma dikkat edilmelidir. 

İpucu: Eğer ‘to’ bir ‘infinitive verb’ ögesi veya bir edat (preposition) ise ‘in’den ayrı yazılır.
'In' bir ‘phrasal verb’ ögesi ise 'to'dan ayrı yazılır.

- Radio NTV is the station tune in to listen to the latest and breaking news and weather updates. (NTV Radyo güncel haber ve hava durumunu dinlemek için ayarlanan bir  radyo istasyonudur.) Tune in phrasal verb,  to listen infinitive verb

- I have to log in to the school portal to register for classes. (Dersleri kaydetmek için okul portalına giriş yapmam gerekiyor) Log in phrasal verb, to ise  preposition (edat) olarak kullanılmış.

- We will come in to have a cup of tea. (Bir bardak çay içmeye geleceğiz)