17 Mayıs 2022 Salı
Yer belirtirken at in on kullanımı
At
Belirli bir noktadan, özel bir mekandan bahsederken.
- I’m at home. (Evdeyim)
- I’m at Esenboga Airport. (Esenboğa Havaalanındayım)
- We are at Merve’s house. (Mervelerdeyiz)
- They are staying at the Anayurt Hotel. (Anayurt otelinde kalıyorlar)
- She saw him at a party. (Onu bir partide görmüş)
- She attends parties only to sit at the corner and go through her phone.
(Partilere sadece köşede oturup telefonuna bakmak için katılır)
- I parked my car at the entrance. (Arabamı girişe park ettim.)
- I’m waiting for my mom at the doctor's office. (Doktorda annemi bekliyorum)
On
Genel bir alandan bahsederken... Bir sathın üstünde (yol, cadde, çatı, sahil)
- I’m working on Atatürk Avenue. (Atatürk Bulvarında çalışıyorum) Bulvar üzerinde bir yerde.
- Look out for Ahmet and Mehmet on the TV today. (Bugün televizyonda Ahmet ve Mehmet'e dikkat edin)
- He has been living on an island. (Bir adada yaşıyor)
- I live on the second floor. (İkinci katta oturuyorum)
- Go strait ahead. You will see a motel on the left. (Dümdüz devam edin. Solda bir motel göreceksiniz)
- Could you point to Turkey on a map? (Türkiye’yi bir haritada gösterebilir misin?)
- Everyone who works on the farm wears such hats. (Çiftlikte çalışan herkes böyle şapkalar giyer)
- We should add this on the list. (Bunu listeye eklemeliyiz)
- Click on the menu directly beside the floppy disk icon. (Disket simgesinin hemen yanındaki menüye tıklayın)
In
Daha geniş bir alan veya çevresi kapalı bir yer söz konusuysa…
Örneğin; Kıta, ülke, şehir gibi, sınırları olan kavramlarda ‘in’ kullanılır.
- Kids in the classroom for the first time. (Çocuklar ilk defa sınıftalar)
- I live in Ankara. (Ankara’da yaşıyorum)
- They live in the south of Turkey. (Türkiye’nin kuzeyinde yaşıyorlar) Yön belirtirken
- I did some work for a client in Poland. (Polonya’daki müşterim için bazı işler yaptım)
- Your bag is in the kitchen. (Çantan mutfakta)
- I saw the news about Ankara Castle in the newspaper. (Gazetede Ankara Kalesiyle ilgili bir haber gördüm)
- What did you see in the picture? (Resimde ne gördün?)
- I'm still waiting in a queue to pay. (Hâlâ bir kuyrukta ödeme için bekliyorum) 'in a line', 'in the row'
- They were in the garden this morning. (Bu sabah bahçedeydiler)
10 Eylül 2021 Cuma
İngilizcede like kullanımı
1- Fiil olarak kullanımı 'to like'
hoşlanmak, beğenmek, sevmek anlamlarında
- I like playing basketball. (Basketbol oynamayı seviyorum)
- Do you like rock music? (Rock müziğinden hoşlanır mısın?)
- She dosen't like math. (Matematiği sevmiyor)
2- 'dilemek', 'arzu etmek', 'istemek' anlamlarında fiil olarak kullanım. Çoğunlukla nazik soru cümlesi olarak would + subject + like kalıbıyla karşımıza çıkar.
- Would you like some sugar? (Biraz şeker ister miydiniz?)
- I would like to meet you. (Sizinle tanışmayı arzu ederim)
3- 'gibi', 'örneğin' anlamalarında kullanımı:
'such as' ifadesine benzer bir karşılığı vardır.
- I can play many instrument, like piano. (Piyano gibi pek çok müzik aletini çalabiliyorum)
- Your vacuum cleaner so silent. I need something like that. (Süpürgeniz çok sessiz. Buna benzer bir şeye ihtiyacım var)
- Will we buy smart board like ones used in Singapore, China etc. (Singapur, Çin ve benzeri ülkelerde kullanılan akıllı tahtadan alacak mıyız?)
4- 'benzer', 'aynı' anlamlarında edat olarak kullanımı. 'be like'
- It's like my mobil phone. (Benim telefonuma benziyor)
- You are like a real prince. (Gerçek bir prense benziyorsun)
- Are they twins? They are like each other. (Onlar ikiz mi? Birbirlerine benziyorlar)
5- 'like father, like son' - 'like mother, like daughter' deyimleri içinde kullanımı:
Türkçedeki 'babasının oğlu', 'anasının kızı' / 'anasına bak kızını al' deyimlerinin İngilizcedeki karşılığı olduğu söylenebilir.
- She just 14 years old and enjoy making cake. Like mother, like daughter! (Henüz 14 yaşında ve kek pişirmeyi seviyor. Annesinin kızı!)
29 Ağustos 2021 Pazar
on / onto farkı / Örnek cümleler
on
Preposition. Bir yerin üzerinde bulunma durumu (sabit). Bir nesnenin veya kişinin konumu belirtilirken, genelde isimden önce gelir.
- The bird is on the roof. (Kuş çatının üstünde) çatıya konmuş.
- My coins are on the carpet. (Bozuk paralarım halının üstünde)
- Your ID card is on the table. (Kimlik kartın masanın üzerinde)
onto
Preposition. Bir nesne, başka bir nesnenin veya yüzeyin üzerine doğru hareket ediyorsa burada on yerine onto edatı kullanılır.
Genellikle jump, throw, put, push gibi hareket bildiren fiilleri takiben kullanılır.
- The bird is flying onto the roof. (Kuş çatının üzerine uçuyor) Oraya konacak.
- I threw my coins onto the carpet. (Bozuk paralarımı halının üzerine fırlattım)
- Please put your ID card onto the table. (Lütfen kimlik kartını masanın üzerine bırak)
in / in to / into farkı / Örnek cümleler
27 Temmuz 2021 Salı
My own - on my own farkı
Kendi, bizzat anlamlarımda.
My own, your own, his own, her own, its own, their own.
- She always make her own meals. (Yemeklerini her zaman kendi yapar)
- I trust my own mind. (Kendi aklıma güvenirim)
- You must learn how to use your own skills. (Kendi becerilerini nasıl kullanacağını öğrenmelisin)
On my own
Yalnız, tek başına anlamlarında.
On my own, on your own, on his own, on her own, on its own, on their own.
- I like spending time on my own. (Tek başına vakit geçirmeyi severim)
- Baby dove is ready to fly off on her own. (Bebek güvercin kendi başına uçmaya hazır)
- I will teach you how to stand on your own when no one else has your back. (Arkanda kimse yokken tek başına ayakta kalmayı öğreteceğim)
By myself, by yourself, by himself ifadeleri de tam olarak aynı anlamdadır.
- I go out to eat by myself all the time. (Her zaman tek başıma yemeğe çıkarım)
- I go out to eat on my own all the time. (Her zaman tek başıma yemeğe çıkarım)
23 Mayıs 2021 Pazar
Above / On / Over karşılaştırması - farkı
Daha yüksekte olma durumu. Dikey eksende genellikle görüş alanımızdaki durağan nesneler, yerler için…
- Ankara is situated about 900m above sea level. (Ankara deniz seviyesinin yaklaşık 900 metre üzerindedir)
- You can place your luggage on the shelf above the seat. (Valizini koltuğun üzerindeki rafa yerleştirebilirsin)
Sayısal ifadelerde bir referans noktasının üzerinde olma durumlarında…
- The temperature never went above 40 degrees in Afyon. (Afyon’da sıcaklık 40 derecenin üzerine hiç çıkmadı)
- My score on the exam was above the average of the school. (Sınav notum okul ortalamasının üzerindeydi)
Yüksekten, yukarıdan bir hareket söz konusuysa...
- When migrating some of flamingos will fly over the Lake Mogan. (Turnalar göç esnasında Mogan Gölü’nün üzerinden uçarlar)
- Black cat jumped over the box. (Kara kedi kutunun üzerinden atladı)
- I have shared a video on Youtube. It was over 300 comments last I checked. (Youtube’a bir video yükledim. Son kontrol ettiğimde 300’ün üzerinde yorum vardı)
- He spent over fifty dollars for puzzle games. (Yap-boz oyunlarına elli doların üzerinde para harcadı)
- There was a strong hail storm. I ran to put blankets over my car. (Güçlü bir dolu fırtınası vardı. Arabamın üzerine battaniye örtmek için koştum)
Nesnenin, üzerinde bulunduğu yere temaslı olması durumunda…
- Can you please put the book on the table. (Kitabı masaya bırakır mısın)
- There are a lot of socks on the bed. (Yatağın üzerinde bir sürü çorap var)
7 Mart 2021 Pazar
İngilizcede Of kullanımı
Cansız varlıkların sahiplik durumundan bahsediliyorsa of edatı kullanılıyor.
- The wall of the garden is very high. (Bahçenin duvarı çok yüksek)
- The color of the pencil is black. (Kalemin rengi siyah)
-
Canlı varlıklar (insanlar-hayvanlar), ülkeler, organizasyonların sahiplik durumlarından bahsedilirken ‘s takısı tercih ediliyor.
- My daugther's cat is lost. (Kızımın kedisi kayıp)
- The horse’s tail was so beautiful. (Atın kuyruğu çok güzeldi)
- Turkey’s most populous city is Istanbul. (Türkiye’nin en kalabalık şehri Istanbul’dur)
Miktar, sayı (quantity) belirtirken kullanılan a lot of, a couple of, a number of, a majority of, a minority of gibi ifadelerde:
- I read your letter a lot of times. (Mektubunu pek çok kez okudum)
- I saw her a couple of years ago at Ulus. (Onu bir kaç yıl önce Ulus’da gördüm)
- A majority of the schools tried to stay open all this year during Covid pandemic. (Okulların çoğu bu yıl covid salgını sırasında açık kalmaya çalıştı)
- We just need a number of friends we can be certain. (Güvenebileceğimiz birkaç arkadaşa ihtiyacımız var)
Yine miktar, sayı belirtirken kullanılan, some, both, many, much, several, all, almost gibi ifadelerde bağlama göre kullanılır ya da kullanılmaz. Örnek:
- Almost all students hate exam. (Neredeyse öğrencilerin hepsi sınavlardan nefret eder)
Genelleme yapılmış, neredeyse dünyadaki tüm öğrenciler.
- Almost all of our students hate exam. (Öğrencilerimizin neredeyse hepsi sınavlardan nefret ediyor)
Belirli bir öğrenci grubundan bahsediliyor. Bizim okuldaki öğrenciler, ya da bizim ülkemizdeki öğrenciler.
12 Aralık 2018 Çarşamba
in / in to / into farkı / Örnek cümleler
İçinde, içeri, –da, -de anlamlarına gelen bir edat (preposition) olarak kullanılır.
- Kadri has gone for a walk in the forest. (Kadri ormana yürüyüşe gitti)
- Your doll was in the kitchen. (Oyuncak bebeğin mutfaktaydı)
- Have you read my latest article in Milliyet? (Milliyet gazetesindeki son makalemi okudun mu?)
- I was burn in 1988. (1988 yılında doğdum)
Bir ‘phrasal verb’ ögesi olarak kullanıldığında ilgili ifadeye çok daha farklı anlamlar yükler.
- My grandmother has departed this world and onto the next step in her journey. (Büyükannem bu dünyadan ayrıldı ve yolculuğunun bir sonraki adımına geçti.) phrasal verb
Hareket, taşıma, yürüme, kayma fiili içeren cümlelerde kullanılır.
Aynı anlamları taşıyan bir 'phrasal verb’in parçası olabilir.
Yön ve adres ifade edilirken kullanılır.
- What kind of are you into? (Ne tür müzik dinlersin?)
İpucu: Eğer ‘to’ bir ‘infinitive verb’ ögesi veya bir edat (preposition) ise ‘in’den ayrı yazılır.
'In' bir ‘phrasal verb’ ögesi ise 'to'dan ayrı yazılır.
- Radio NTV is the station tune in to listen to the latest and breaking news and weather updates. (NTV Radyo güncel haber ve hava durumunu dinlemek için ayarlanan bir radyo istasyonudur.) Tune in phrasal verb, to listen infinitive verb
- I have to log in to the school portal to register for classes. (Dersleri kaydetmek için okul portalına giriş yapmam gerekiyor) Log in phrasal verb, to ise preposition (edat) olarak kullanılmış.
- We will come in to have a cup of tea. (Bir bardak çay içmeye geleceğiz)
