whole etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
whole etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2021 Perşembe

Whole - Entire farkı /Örnek cümleler

whole / entire: Bir şeyin tamamı, bütünü, yüzde yüzü (%100) 

İki sözcük de tamamen aynı anlama gelmektedir ancak biraz daha formal (resmi) durumlarda 'entire'  tercih edilebilir.

- Haydar was planning to sleep through the whole bus ride. (Haydar tüm otobüs yolculuğu boyunca uyumayı planlıyordu.)

- Haydar was planning to sleep through the entire bus ride. (Haydar tüm otobüs yolculuğu boyunca uyumayı planlıyordu.)



Ayrıca vurgulu söylenen ifadelerde ve  ünlem cümlelerinde whole yerine entire tercih edilmeli.

- I can’t believe Ferit ate the entire kebab! (Ferit’in bütün kebabı yediğine inanamıyorum!)

- Burak ate the whole kebab. (Burak bütün kebabı yedi)


‘The whole’ ve ‘the entire’ tekil isimlerden önce kullanılmalı (singular). Çoğul isimlerle birlikte kullanılmaz.
Yani I translated the whole/entire books. DİYEMEYİZ. 
I translated the whole/entire books.

 'a whole' ve 'an entire' yalnızca tekil ve sayılabilen isimlerden önce kullanılmalıdır (singular, countable).


- I know someone who can read an entire newspaper in 5 minutes.  (Bütün bir gazeteyi 5 dakika içinde okuyan birini tanıyorum)

- I know someone who can read a whole newspaper in 5 minutes.  (Bütün bir gazeteyi 5 dakika içinde okuyan birini tanıyorum)


Çoğul isimlerle kullanım (article olmadan - the, an, a -)

- Whole students joined to the class remotely. (
Bütün öğrenciler derse uzaktan katıldı.)

All - Whole farkı / örnekler


24 Aralık 2017 Pazar

All - Whole farkı / örnekler

We studied all day. (Bütün gün çalıştık)
We studied the whole day. (Bütün gün çalıştık) (Gün boyu çalıştık)

İki örnek birbirine çok benziyor ancak önemli bir fark var:
İlkinde bütün gün çalışıldığı ancak bu ders çalışma işinin kesintisiz olmadığını anlamalıyız. Çalıştık ancak arada bir mola verdik, dışarı çıktık, yemek yedik, vs.
İkincisinde gün boyu ders çalıştık, kesintisiz, başka bir işle uğramadan çalıştık anlamı çıkartılmalı.

Almost all tickets for all shows sold out in Ankara. (Ankara'daki gösteriler için biletlerin neredeyse hepsi satıldı.)
There was a baby in the bus. The baby cried the whole time. (Otobüste bir bebek vardı. Yolculuk boyunca ağladı-kesintisiz.)

Whole, bir zamanın, bir grubun, bir şeyin tamamı, bütünü, yüzde yüzü.
All, hepsi, tümü.

Not:
"the" her zaman "whole" sözcüğünden önce gelir. 'the whole' çoğul isimler için kullanılmaz. 'all' hem tekil hem çoğul isimler için kullanılabilen daha esnek bir seçenektir.