ingilizcede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingilizcede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2022 Pazar

İngilizcede rekor kırmak

- They are going to try to break a record. (Rekor kırmayı deneyecekler)

- In order to break a record, I must reach 300 in the number of daily visitors. (Rekor kırmam için günlük ziyaretçi sayısında 300’e ulaşmam gerekiyor)

- I may have broken a record for the most snoozes ever on my alarm this morning. (Bu sabah alarmımı erteleme rekoru kırmış olabilirim)

- Young Turkish swimmer Merve Tuncel broke her own record and won a gold medal. (Genç Türk yüzücü Merve Tuncel kendi rekorunu kırdı ve altın madalya kazandı)

- Home prices broke a record in 2021 with a 16% increase. (2021 yılında yüzde 16 artışla konut fiyatları rekor kırdı)

To break a record:

Yarışmalarda veya spor karşılaşmalarında bugüne kadar yapılmış en iyi dereceyi elde etmek. Rekor kırmak. Her alanda iyi veya kötü anlamda kullanılabilir. Bir şeyde (fiyatta, sıcaklıkta, sayıda vs). en düşük seviyeyi görmek de rekor kırmak olarak tanımlanabilir. 

22 Nisan 2022 Cuma

I don't mind - I don't care farkı

- Would you like orange juice or ayran?
(Portakal suyu mu, ayran mı içersin?)

- Would you rather watch a film or the news?
(Haberleri mi yoksa bir film izlemeyi mi tercih edersin?)


Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi 2 seçeneğin sunulduğu sorularda, bazen bir tercihte bulunmayıp "fark etmez, benim için ikisi de uygun" gibi bir cevap vermek gerektiğinde;

- I don't mind

- I don't care

- It dosen’t matter

Bu 3 ifade benzer olsa da, söyleyiş şekli, tonu ve bulunulan ülkeye göre anlam değişebilir, yani söyleyenin niyeti ve dinleyenin algıladığı farklı olabilir. Bu tür sorularda tercih belirtirken:

İngiliz İngilizcesine göre;
 I don’t mind: fark etmez, itiraz etmem
 I don't care: ilgilenmiyorum veya umurumda değil

Amerika veya Kanada'da ise;
 I don’t care: "fark etmez", "bana hepsi uyar" ifadelerine karşılık geliyor.


"It dosen’t matter" ifadesi "önemi yok", "fark etmez" anlamlarına geliyor ancak yumuşatmak için yardımcı sözcüklerle bazı eklemeler yapılabilir. Örn. "It dosen’t really matter for me" (Gerçekten benim için fark etmez).

Genel olarak, böyle durumlarda "I don't mind" ifadesinin daha yumuşak ve nazik bir karşılık olduğu söylenebilir.    


- Do you mind if I open the window?
(Pencereyi açmamda sizin bir sakınca var mı?) Pencereyi açarsam sorun olur mu?

- No, I don’t mind.
(Hayır, sakıncası yok)

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bir şey için izin/onay isteniyorsa.

Burada cevap olarak "I don’t care" verilirse, kabaca "ilgilenmiyorum" veya  "umursamıyorum" gibi anlamlar çıkarılabilir.



-Would you mind filling this survey out for a research.
(Bir araştırma için bu anketi için doldurmanda bir sakınca var mı?)

- Sorry, I’m very busy now (Üzgünüm çok meşgulum) 

- Sure (tabii)

18 Şubat 2022 Cuma

İngilizce Af Buyur?

Come again

(Informal) günlük dilde genelde şaşırma ünlemi yerine, "ne dedin?"
"bir daha söyle!",
"buyur?",
"efendim!?" anlamlarına gelen argoya yakın bir ifade. 
Yani "duyduğumdan veya doğru anladığımdan tam olarak emin değilim. Şunu bir daha söyle!"

Genellikle arkadaşlar arasında veya aile içinde kullanılır.

- I’m flying to Chine tomorrow. (Yarın Çin’e gidiyorum - uçuyorum)
- Come again? (Buyur?)


- Can you gift me those shoes? (Şu ayakkabıları bana hediye eder misin?)
- Come again? (Ne dedin?)


"You what now" ifadesi de benzer bir anlamdadır.


29 Ağustos 2021 Pazar

on / onto farkı / Örnek cümleler

 on

Preposition. Bir yerin üzerinde bulunma durumu (sabit). Bir nesnenin veya kişinin konumu belirtilirken, genelde isimden önce gelir.

- The bird is on the roof. (Kuş çatının üstünde) çatıya konmuş.

- My coins are on the carpet. (Bozuk paralarım halının üstünde)

- Your ID card is on the table. (Kimlik kartın masanın üzerinde)


onto 

Preposition. Bir nesne, başka bir nesnenin veya yüzeyin üzerine doğru hareket ediyorsa burada on yerine onto edatı kullanılır. 

Genellikle jump, throw, put, push gibi hareket bildiren fiilleri takiben kullanılır.

- The bird is flying onto the roof. (Kuş çatının üzerine uçuyor) Oraya konacak.

- I threw my coins onto the carpet. (Bozuk paralarımı halının üzerine fırlattım) 

- Please put your ID card onto the table. (Lütfen kimlik kartını masanın üzerine bırak)

in / in to / into farkı / Örnek cümleler

1 Haziran 2020 Pazartesi

İngilizcede irregular plural


Sheep - Photo:Yamada Umada
Sheep - Photo: Anton Yushkov



İngilizcede isimlerin sonuna s, es gibi ekler getirilerek çoğul hale getirilir. Bu kuralın dışındaki
bazı düzensiz/kuraldışı çoğul isimler (irregular plural):

Child (çocuk) Children (çocuklar)
Man (adam) Men (adamlar)
Woman (kadın) Women (kadınlar)
Wife (karı, eş) Wives (karılar, eşler)
Person (insan) People (insanlar)
Sheep (koyun) Sheep (koyunlar)
Fish (balık) Fish (balıklar)
Tuna (ton balığı) Tuna (ton balıkları)
Goose (kaz) Geese (kazlar)
Mouse (fare) Mice (fareler)
Swine (domuz) Swine (domuzlar)
Genus (tür) Genera (türler)
Deer (geyik)  Deer (geyikler)
Louse (bit) Lice (bitler)
Life (hayat) Lives (hayatlar)
Leaf (yaprak) Leaves (yapraklar)
Cactus (kaktüs) Cacti (kaktüsler)
Foot (ayak) Feet (ayaklar)
Tooth (diş) Teeth (dişler)
Aircraft (uçak) Aircraft (uçaklar)
Knife (bıçak) Knives (bıçaklar)
Datum (veri) Data (veriler)
Crisis (kriz) Crises (krizler)
Diagnosis (teşhis, tanı) Diagnoses (teşhisler, tanılar)
Medium (ortam)  Media (ortamlar)
Quiz (sınav) quizzes (sınavlar)

21 Kasım 2019 Perşembe

As … as yapısı

İngilizcede bir kıyaslama (comparative) yapısı olan as - as kullanımı.

Yapı:

Subject + verb + as + adjective + as + noun.
(Özne + fiil + as + sıfat + as + isim)

- Pelin is as quiet as a butterfly. (Pelin bir kelebek kadar sessizdir.)

- It’s as big as an elephant. (Bir fil kadar büyük)

- The doctor was as frosty as a snowman. (Doktor bir kardan adam kadar soğuktu-mesafeliydi-)



Bazı kalıplar comparative yapısı dışındadır.

As long as: Boyunca, süresince, sürece anlamlarındadır. Günlük dilde belirli bir periyot ifade edilirken veya şartlı durumlarda sıkça kullanılır.

- I will love her as long as I live. (Yaşadığım sürece onu seveceğim)

- The training could be as long as two hours.
(Çalışma 2 saat sürebilir)

- I will be there as long as she is not there. (O orada olmadığı sürece orada bulunurum-gelirim)



As well as: Hem de, yanı sıra, bununla birlikte anlamlarındadır.

- You can use these materials both outside as well as the inside. (Bu iki malzemeyi hem içeride hem de dışarıda kullanabilirsin)

- All medical interventions have risks as well as benefits. (Bütün tıbbi müdahalelerin faydaları kadar riskleri de vardır)



28 Aralık 2018 Cuma

Compound adjectives örnek cümleler

Compound adjectives nedir?
Bir birleşik sıfat (compound adjective) iki veya daha fazla sözcükten oluşan bir sıfattır.
Genelde bu iki veya daha fazla sözcük, arasına tire (-) konularak tek bir sıfat haline dönüştürülür.
Birleşik sıfatlar; isim+sıfat, isim+fiil(past participle), isim+fiil(present), sıfat+isim, sıfat+fiil(PP), zarf+fiil(PP) şeklinde olabilir.

I saw a man-eating alligator on tv. (Televizyonda adam yiyen bir timsah gördüm)
Burada timsah tanımlanıyor. İnsan yeme özelliği olan bir timsahtan bahsediliyor. - Nasıl bir timsah? - İnsan yiyen bir timsah..

I saw a man eating alligator on tv.
(Televizyondan timsah yiyen bir adam gördüm)
Tire konulmadığında bu cümleden timsah yiyen bir adamdan bahsedildiği, yani ilk cümledeki durumun tam tersi bir durum anlaşılıyor.


Compound adjective örnek cümleler:
- She lives in a Turkish-speaking country. (O, Türkçe konuşulan bir ülkede yaşıyor)

- Kemal Sunal is a well-known Turkish actor. (Kemal Sunal çok tanınan bir Türk aktördür)

- It’s a five-day tour. (Üç günlük bir gezi) Bileşik sıfat çoğul olduğunda sonuna ‘s’ konulmaz.

- My doughter is reading a 500-page book. (Kızım beşyüz sayfalık bir kitap okuyor)

- It was a four-hour flight. (Dört saatlik bir uçuştu)
Bu cümle “The tour is five days long.” şeklinde de söylenebilirdi. Ancak bileşik fiil kullanmak ifadeye daha akademik bir hava katar. Üst seviye İngilizce bilgisinin olduğunun göstergesidir.
- Mr.Orhan stated doesn't block anyone on Twitter because he’s open-minded. (Orhan Bey açık görüşlü biri olduğundan, Twitter’de kimseyi engellemediğini belirtti)

- I have excuse. I’m hot-headed. (Mazeretim var, asabiyim ben.)

- We will start using wind-powered generators next year. (Gelecek yıl rüzgar enerjili jeneratörler kullanmaya başlayacağız.)

- This is a smoke-free facility. Thank you for not smoking. (Burası sigara içilmeyen (sigarasız) bir tesistir. Sigara içmediğiniz için teşekkür ederiz.)

- Sebahat made her fortune the old-fashioned way. She inherited it. (Sebahat servetini eski moda yöntemle edindi. Miras kaldı.)

- He barely raises his voice. He is very soft-spoken usually. (Nadiren sesini yükseltir. Genellikle çok yumuşak konuşan biridir.)

- Are you left-handed? (Solak mısınız?)

16 Kasım 2018 Cuma

"If you could" yapısı ve örnek cümleler

If you could...

1- Varsayım cümlelerinde kullanılır. 
Bu kalıpla bir soru sorulduğunda "eğer yapabiliyor olsaydınız...", "mümkün olsaydı..."

- If you could go anywhere in Africa, where would you go? (Afrika'nın herhangi bir yerine gidebilseydin neresine giderdin?)

- If you could change body, what do you want to do? (Vücudunu değiştirebilsen, ne yapmak isterdin)

- If you could travel back in time, where and when would you go? (Eğer zamanda yolculuk yapabilseydin, nereye ve ne zaman giderdin?)

Şartlı (conditional sentence) ifade olduğundan, ilk cümlecik ile ikinci cümlecik yer değiştirebilir ancak araya virgül konmaz.

- Where and when would you go if you could travel back in time?


2- Rica cümlelerinde. Bu yapı kullanıldığında istek daha kibarcadır.

- It would be great if you could finish this report by Friday. (Bu raporu cuma gününe kadar bitirebilirsen harika olur)

If you could close the window, I would really appreciate it. (Pencereyi kapatabilirsen gerçekten çok memnun olurdum)

Would have / Could have / Should have / kullanımı - örnekler

2 Kasım 2018 Cuma

İngilizcede yağmurla ilgili ifadeler.


What is the weather like? (Hava nasıl?) Burada what yerine how kullanılmaz.

Is it still raining out? (Hala yağmur yağıyor mu?)

It’s raining. (Yağmur yağıyor)

It’s drizzling. (Çiseliyor)

It’s spitting. (Atıştırıyor) Yağmurun yağdığı çok az hissediliyor anlamında.

It’s pouring. (Dökülüyor) Bardaktan boşanırcasına yağıyor anlamında.

It’s going to rain. (Yağmur yağacak) Gelecek zamanlı hava durumu cümlelerinde yalnızca “going to” kullanılır, “will” kullanılmaz.

It’s going to be a wet and windy day (Yağmurlu ve rüzgarlı bir gün olacak) Islak anlamındaki wet bazen yağmurlu anlamında kullanılır.

It’s been raining non-stop for two days. (İki gündür aralıksız yağıyor)

I was caught in a downpour. (Yağmura yakalandım). Downpour: Beklenmeyen, ani yağmur.

We were out in the rain for hours. Our clothes are soaking! (Saatlerce yağmurda kaldık, elbiselerimiz sırılsıklam oldu)

26 Ekim 2018 Cuma

Between - Among farkı / Örnek cümleler

Between ve Among kabaca "arasında" anlamındadır ancak kullanım yerleri farklıdır.

Between 2 nesne, kişi ya da durum arasını ifade ederken,
Among 3 veya daha fazla nesne ya da kişi arasını ifade ederken. Yani bir topluluk arasından bahsidilirken.

Örnekler:

- There are a little differences between Turkish and Azerbaijanese. (Azerice ve Türkçe arasında çok az fark vardır)

- The money was split between Semra and Sinem.
(Para Semra ve Sinem arasında bölüşüldü)

- I'm going to let you in on a little secret. Now be sure not to tell anyone. This is just between you and me. (Sana küçük bir sır vereceğim. Kimseye söylemediğime emin olabilirsin. Sadece seninle benim aramda) Burada “me” yerine “I” kullanılamaz.

- We have a liar among us. (Aramızda bir yalancı var)

- A child is playing among trees. (Bir çocuk ağaçların arasında oynuyor)

- Among the boks, I found an old banknote. (Kitapların arasında eski bir para buldum)


Between diğer kullanımlar:

Konum veya özel bir noktadan bahsederken between kullanılır.

- Turkey is located between Iran, Suriye, Bulgaria, Greece, Azerbaijan and Georgia. (Türkiye İran, Suriye, Bulgaristan, Yunanistan, Azerbaycan ve Gürcistan ülkeleri arasındadır- arasında konumlanmıştır..

Farklardan bahsederken (differences) between kullanılır.

- What are the differences between ethnicity, nationality and folk? (Irk, millet ve halk arasında ne farklar vardır?)

Kişisel tercihlerden, ilişkilerden bahsedilirken between kullanılır.
- I have to choose between Hacettepe, Bilkent or Gazi University for educition. (Yüksek öğrenim için Hacette, Bilkent ya fa Gazi Üniversitesinden birini seçmem gerekiyor)


Among diğer kullanımlar:


Bir kitle veya grup arasında, arasından bahsedilirken, onlardan biri anlamında.

- I have to choose among universities in Turkey. (Türkiye’den bir Üniversite seçmem gerekiyor)
- The tips were distributed among the workers. (Bahşişler çalışanlar arasında dağıtıldı, paylaşıldı.)
- Among the first to admit was my brother. (İlk itiraf edenler arasında kardeşim de vardı)



13 Eylül 2018 Perşembe

"All the way" ifadesinin anlamları

"All the way" ifedesi bir kaç farklı anlama geliyor.

1. Tamamen, yüzde yüz.

- I support all the way. (Seni tamamen destekliyorum. Sana katılılıyorum)
- God is with you all the way. (Tanrı -hep-tamamen seninle)
- We're with you all the way. (Tamamen sizinleyiz, size katılıyoruz)

2. Birlikte yatmak, sex yapmak.
-They went all the way. (Onlar yattılar)

6 Eylül 2018 Perşembe

Say - Tell - Speak - Talk farkı - Örnek cümleler

Say - Tell

Say ve tell fiilleri "söylemek" şeklinde tercüme edilebilir. Ancak kullanımlarında farklılıklar vardır.

Say genel konuşmaları, ortaya yapılan konuşmaları, radyodan, televizyondan söylenenleri veya bir toplantıda söylenenleri vb. ifade etmek için kullanılır. Reported speech cümlelerde daha çok tercih edilir. Bir kişiye veya topluluğa karşı söylendiğinde "say" fiilinden sonra mutlaka "to" gelmelidir.

Örnek cümleler:
- Ayten says she doesn’t like meatball. (Ayten köfte sevmediğini söylüyor) Kime söylediği açık değil.
- The speaker on the radio said that Ankara would be cold tomorrow. (Radyodaki muhabir yarın Ankara'nın soğuk olabileceğini  söyledi)
- Ataturk said that culture is the foundation of the Turkish Republic. (Atatürk diyor ki Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür) Ünlü kişilerin sözleri aktarılırken.
- She said to me she wasn't going to office today. (Bugün bana işe gitmeyeceğini söyledi) Direkt birine söylediği için "to" kullanıldı.
- What did the boss say to you when you lated? (Geç kaldığında patron ne dedi?) Yine birisine söyleniyor.
- I said that the interview was great. (Görüşmenin çok iyi geçtiğini söyledim) Söylenen kişi belirsiz.
- Sorry. What did you say? (Afedersiniz, ne demiştiniz?) Karşıdakinin sözünü duymadığınızda ya da anlamadığınızda tekrar etmesini isterken genellikle "say" kullanılır.


Tell direkt olarak bir kişiye ya da topluluğa karşı söylenenleri ifade ederken kullanılır. Bu yüzden fiilden önce veya sonra mutlaka özne bulunur.

Örnek cümleler:
- Tell me about the your work experiences and skills. (Bana iş deneyimlerinizi ve becerilerinizi söyleyin -anlatın-)
- You should tell her what you plans for future. (Ona gelecekteki planlarının ne olduğunu söylemelisin)
- Tell me when we will get together? (Söyle bakalım ne zaman bir araya geleceğiz? - buluşacağız-)
- She didn't tell me. (Bana söylemedi)
- You could have told me first. (Önce bana söyleyebilirdin) Told fiilinden sonra "to" kullanılmadı.
- Gülay told me dinner was at 7 o'clock. (Gülay akşam yemeğinin saat 7'de olduğunu söyledi -bana-)

I say to you. (Doğru)
I tell you. (Doğru)
I say you. (Yanlış)
I tell to you. (Yanlış)

Geçmiş zaman çekimleri:
Say - said -said
Tell - told -told


Speak - Talk

Speak ve talk fiilerinin ikisi de konuşmak anlamına geliyor. Speak daha genel ve resmi konuşmalarda, talk ise günlük daha az resmi ve günlük kullanıma uygun. Genelde "about" ile birlikte kullanılır. Bir dilin ( Çince, Rusça, Fransızca vs.) konuşulması ile ilgili cümlelerde ise mutlaka speak kullanılmalı.

Örnek cümleler:
- Can you speak Spanish? (İspanyolca konuşabiliyor musun?) "Can you talk Spanish" denemez.
- Kenan speaks four languages. (Kenan 4 dil biliyor -konuşuyor-)
- Can I speak with you? (Seninle konuşabilir miyim?) Çok resmi ve konunun çok önemli olduğu anlaşılabilir.
- Ege is going to speak in front of 300 people at the presentation. (Ege sunumda 300 kişi önünde konuşacak)
- Can I talk with you? (Konuşabilir miyiz?) Daha çok tercih edilen kullanım.
- We need to talk about our relationship. (İlişkimiz hakkında konuşmamız gerekiyor.
- I talked your teacher yesterday. (Öğretmeninle dün konuştum)
- I have talked to my family about my decision to be an organ donor. (Organ bağışçısı olma kararımla ilgili ailemle konuştum)

Geçmiş zaman çekimleri:
Speak - spoke - spoken
Talk - talked - talked