phrasal verbs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
phrasal verbs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2022 Cumartesi

İngilizcede peş peşe arka arkaya

- Anadolu Efes has won 5 games in a row. (Anadolu Efes art arda 5 maç kazandı)

- Oil prices have set new record highs for 8 days in a row. (Petrol fiyatları üst üste 8 gün boyunca fiyat rekoru kırdı)

- They should respect to me for eliminating this man three years in a row. (Bu adamı 3 yıl üst üste elediğim için bana saygı göstermeleri gerekir)

- Your new video was so funny. I watched it ten times in a row. (Yeni filmin çok eğlenceliydi. Peş peşe 10 kez seyrettim)

- We had three exams in a row today. (Bugün peş peşe 3 sınavımız vardı)

- She will become the first female artist to win the ‘song of the year award’ 4 years in a row.
 Yılın şarkısı ödülünü üst üste 4 kez kazanan ilk kadın sanatçı olacak.

- Our people will watch 50 tik toks in a row but won't listen to one Erkin Koray album!
(Halkımız arka arkaya 50 tik tok videosu izleyecek ama bir Erkin Koray albümü dinlemeyecek!)

In a row:

Peş peşe, arka arkaya, üst üste, art arda anlamlarında bir tekrar ifadesi.
(phrasal verb).

10 Haziran 2021 Perşembe

Put ile yapılan öbek fiiller - phrasal verbs

'Put' içeren bazı 'öbek fiiller' (phrasal verbs) ve örnek cümleler:

Put up
(bir kaç farklı anlamı var)

İnşa etmek, yığmak, dikmek.

- We have to put up a house in 5 days.
(5 gün içinde bir ev inşa etmemiz gerekiyor)

Misafir etmek, konaklamak

- They will put me up for a week until I find somewhere to stay.
(Kalmak için bir yer bulana kadar beni misafir edecekler)

Bir şey için veya bir şeye karşı mücadele ortaya koymak

- Did you put a fight up to save our lakes.
(Göllerimizi korumak için bir mücadele ortaya koydunuz mu?)


Put up with

Tahammül etmek, katlanmak

- He’s put up with me for 13 years. (13 yıldır bana tahammül ediyor)

- I have to put up with this noise every night. (Her gece bu gürültüye katlanmak zorundayım)

Put on

Üzerine bir şeyler almak, takmak (elbise, takı, makyaj)

- It’s cold. You should put on your jacket! (Hava soğuk. Üzerine ceketini almalısın)

- I had breakfast with family and even put on makeup today. (Bugün ailemle kahvaltı ettimi hatta makyaj yaptım)


Put off

Ertelemek, ötelemek

- I've put off buying this camera for years, but finally got it. (Bu kamerayı almayı yıllarca erteledim, ama sonnda aldım)



Put together

Toplamak, bir araya getirmek.

- We've put together common journalism problems and provided solutions. (Gazetecilik mesleğinin sorunlarını bir araya topladık ve çözümler sunduk)



Put away

Ortadan kaldırmak, uzağa koymak.

- You should fold clothes before to put away. (Kaldırmadan önce elbiseleri katlasan iyi olur)

- The exam begins. Please put away your phones. (Sınav başlıyor. Lütfen telefonlarınızı kaldırım)


Put back

Yerine koymak, eski yerine koymak.

- When you're done with the books put it back on the bookshelf. (Kitaplarla işiniz bittiğinde tekrar  kitaplıktaki yerine koyun)

14 Şubat 2021 Pazar

Take off ifadesinin anlamları

Take off

Uçağın yerden kalkması, havalanması.

- Our plane about to take off. (Uçağımız havalanmak üzere)


Birdenbire popüler olmak veya bir başarı elde etmek.

- Music career took off after his last song. (Müzik kariyeri son şarkısının ardından tırmanışa geçti, fırladı)


Bir şeyi -yerinden, üzerinden- çıkarmak. (Bir giysi, ayakkabı veya eşyayı)

- I usually forget to take off my barret for food. (Yemek yerken beremi çıkarmayı unuturum)

- It will be hard to take off the red nail polish stain on the sofa. (Kanepedeki kırmızı oje lekesini çıkarmak zor olacak)

- Could I take off my shoes? (Ayakkabılarımı çıkarabilir miyim?)


Bir yeri aniden terk etmek. (Genellikle aniden)

- Sorry, I need to take off. (Üzgünüm, hemen ayrılmam gerekiyor)

2 Ağustos 2020 Pazar

Yazdığım İngilizce cümle doğru mu?






  • İngilizce bir yazışma, bir e-mail veya metin hazırlarken kurduğumuz cümlelerin doğruluğunu kontrol etmek, bir sözcük veya ifadenin (phrasal verb gibi) farklı kullanımlarını görmek için bir yararlanılabilecek bir site.

    https://ludwig.guru


3 Haziran 2019 Pazartesi

Get ile phrasal verbs

'Get' içeren phrasal fiiller ve örnek cümleler.

Get along with:
Geçinmek, anlaşmak

- We don’t get along with our English teacher. (İngilizce öğretmenimizle iyi anlaşamıyoruz)

- I get along with my brother. (Erkek kardeşimle iyi anlaşıyorum)


Get up: 
Kalkmak, uyanmak (Yataktan veya oturulan-uzanılan bir pozisyondan)

- I get up at seven every day. (Her gün saat 7’de uyanırım-kalkarım)


Get down: 
Eğil, çök. (Get up fiilinin tam tersi)

Get down on it:
Onun üzerine eğil, çalış.

Get away:
Uzaklaşmak, kaçmak kurtulmak. Günlük dilde daha çok tatile gitmek, hava değişimi, yer değiştirmek olarak kullanılır.

(Getaway): Tatil noktası, tatil seçeneği

Get in:
Binmek (Araba, tekne gibi daha küçük özel taşıtlar için)

Get out:
1. İnmek (Araba, tekne gibi daha küçük özel taşıtlar için)

2. Dışarı çık, defol (argo-küfür)

Get on:
Binmek (Tren, otobüs gibi daha büyük taşıtlar için)

Get off:
1. İnmek (Herhangi bir araçtan veya bir platformdan)

- You should get off at the next station. (Bir sonraki durakta inmelisiniz)

2. Bir cezadan yırtmak, ya da çok az cezayla kurtulmak.

- Ahmet has involved an accident and killed a man. But he got off very lightly. (Ahmet bir kazaya karıştı ve bir adam öldürdü fakat fakat çok hafif bir ceza aldı)

Get over: 
Aşmak, atlamak, kendine gelmek, kurtulmak (Bir sorunu veya fiziksel engeli).

- I don’t know how many times I have watched this video but I can’t get over it. (Bu videoyu kaç kez izledim bilmiyorum ama bir türlü aşamıyorum) Unutamıyorum, aklımdan çıkmıyor anlamlarında.

Get ahead: 
İlerlemek, öne çıkmak, başarılı olmak.

- If they want to get ahead, they must work hard! ( Başarılı olmak istiyorlarsa, sıkı çalışmalılar)


Get together:
 Buluşmak, bir araya gelmek.

- When we will get together? (Ne zaman buluşacağız?)


Get between:
 Araya girmek. (İki kişi, iki nesne veya durum arasına girmek)

- I dont’t want to get between daddy and brother when they argue each other. (Babamla abim tartışırken aralarına girmek istemem)


Get by:
Hayatta kalmak, idare etmek

- How did we get by without the internet! (İnternet olmadan nasıl yaşardık-yaşayabilir miydik)


Get through: 
Bitirmek (Tamamlanması gereken bir işi ya da görevi)

- If we get through the day without any incidents, everyone will breathe a sigh of relief. (Bugünü olaysız tamamlayabilirsek herkes rahat bir nefes alacak)

26 Nisan 2019 Cuma

Out içeren phrasal verbs

Kick out: Kovmak, çıkarmak, yok etmek, kapı dışarı etmek.

- I just need to kick you out of my head. (Seni kafamdan çıkarmam gerekiyor)


Fill out: Doldurmak (form, belge, anket vs doldurmak)

- Please fill out form for reservation. (Rezervasyon için lütfen form doldurun)


Point out: Dikkat çekmek, işaret etmek, belirtmek.

- I’d like to point out that I will never talk Sadullah ever again for what he said about my hair. (Saçımla ilgili söylediklerinden dolayı bir daha Sadullah ile konuşmayacağımı belirtmek isterim)


Head out: Bir yerden ayrılmak, yola çıkmak.

- We are very bored. We’re going to head out soon. (Çok sıkıldık, birazdan ayrılacağız)

Look out: Dikkat et, bak!

- Hey! Orhan look out! The bus almost hit you. (Hey Orhan dikkat et. Otobüs neredeyse sana çarpıyordu)

Look out for: Dikkatli olmak, bakar durumda olmak.

- Please be on the look out for my lost puppy. Last seen in Yenimahalle. Contact me if you see her. (Lütfen kayıp yavru köpeğim için dikkatli olun. En son Yenimahalle’de görüldü. Görürseniz bana ulaşın.)

Pass out: Dağıtmak, dağılmak, bayılmak.

- My dog passed out after a hard day of play. (Köpeğim zorlu bir oyun gününün ardından dağıldı.) Yorgunluktan düşüp kaldı, bayıldı.

Hand out: Dağıtmat, distribute anlamında olan.

- The exam will begin in ten minutes. Our teacher will hand out the papers. (Sınav 10 dakika içinde başlayacak. Öğretmenimiz sınav kağıtlarını dağıtacak)


Komut-emir şeklinde ve tek başına kullanılabilenler.

Chill out! : Sakin ol, rahatla, sinirlenme.

Keep out: Dışarda kal, içeri girme.

Get out!: Defol, kaybol. (Kaba ve günlük dilde) 

Come out: Dışarı gel.

27 Ağustos 2018 Pazartesi

"Come" ile phrasal verbs - örnek cümleler

Come up (with): Bir şeyle (fikir, proje vb.) ortaya çıkmak.
- Mehmet and Özkan have come up with an elaborate story. (Mehmet ve Özkan ayrıntılı bir hikaye ile ortaya çıktılar.)

- She came up the money. (Parayla çıka geldi)

- We live in a competitive world and we should come up with the new plans.(Rekabetçi bir dünyada yaşıyoruz ve yeni fikirlerle ortaya çıkmamız gerekiyor)

Come around: Aynı noktaya (fikre) gelmek. Günlük kullanımda "uğramak" anlamına da gelir.
- They might not agree with us now but they'll come around eventually. (Şu an bizimle aynı fikirde olmayabilirler ama yavaş yavaş bizim dediğimize gelecekler.)

- Don’t come around only when you need something. (Yalnızca bir şeye ihtiyacın olduğu zamanlarda uğrama)

Come on: Hadi, hareketlen (acele et)

Come over: Ziyaret etmek, uğramak.
- Come over and pick cherries and apples in the garden. (Uğrayın, bahçeden vişne, elma koparın)

Come apart: Dağılmak, ayrılmak, parçalanmak
- Yesterday they came apart so easily at the football match. (Dünkü maçta çok kolay dağıldılar)

- I bought a pair of shoes at the local market recently. But it's already starting to come apart! (Pazardan yakınlarda bir çift ayakkabı aldım. Şimdiden parçalanmaya başladı (dikişleri ayrılmaya başladı))