modals etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
modals etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2019 Pazartesi

Must – have to / has to farkı

Must – have/has to kullanımları ve farkı

Must modalı Türkçe’de -malı –meli eki alan gereklilik kipinin karşılığıdır. “Have/has to” yapısına göre daha kararlı-sert bir anlam barındırsa da bazı istisnalar vardır.

Kesin bir kuraldan veya kanuni zorunluluktan bahsedildiğinde pozitif formda must ve have to/ has to kullanılan gereklilik cümleleri benzerlik gösterir.

- You must have a ticket to enter the concert. (Konsere girmek için bir bilet almalısın)

- You have to have a ticket to enter the concert. (Konsere girmek için bir bilet almalısın)

- He has to have a ticket to enter the concert. (Konsere girmek için bilet almalı)

- You must be patient if you are applying for Mortgage Loans. Processes take a long time. (Konut kredisi için başvuruyorsanız sabırlı olmalısınız. İşlemler uzun sürüyor))

- You have to be patient if you are applying for Mortgage Loans. ((Konut kredisi için başvuruyorsanız sabırlı olmalısınız)


Ancak olumsuz formda kullanıldıklarında anlamlar değişir.

“Must not” yine bir kurala veya kanuni zorunluluğa işaret ederken,

“doesn’t have to” ya da

“don’t have to” bir tavsiyeye veya  bir “zorunda olmama” durumuna işaret eder.


- You mustn't smoke here. (Burada sigara içmemelisin) İçmek yasak anlamında.

- You mustn't make noise in the library. (Kütüphanede gürültü yapmamalısınız)

- “A self-respecting artist must not fold his hands on the pretext that he is not in the mood.” Tchaikovsky (Kendine saygısı olan bir sanatçı havamda değilim diyerek ellerini kavuşturup oturmamalı) Çaykovski.

- You don’t have to wait. (Beklemek zorunda değilsin) İstersen gidebilirsin.

- She doesn’t have to come with us. (Bizimle birlikte gelmek zorunda değil) İsterse gelmeyebilir.

- I don’t have to go to the bank because I use internet banking. (Bankaya gitmek zorunda değilim, çünkü internet bankacılığı kullanıyorum)

- Kubilay doesn't have to sale his guitar. (Kubilay gitarını satmak zorunda değil) Satması gerekmiyor.

Kural:

I / you / we / they don’t have to ….

He / she / it doesn’t have to….


20 Ocak 2019 Pazar

Could kullanımı - örnekler


1- ‘Can’ modalının (yardımcı fiilinin) geçmiş zaman hâlidir.

- At one time I could swim hundred of meters in two minutes, but I can’t anymore. (Bir zamanlar yüz metreyi iki dakikada yüzebilirdim ama artık yapamam)

- When I was young I could eat a 1 kg steak and still feel for more. Now a 100g beef patty is too much for me. (Gençken 1 kilo biftek yiyebilirdim ve doymazdım. Şimdi 100 gram köfte çok geliyor.)

2- Olasılık veya yeterlilik içeren ifadelerde. Bu cümleler aynı zamanda şartlı (conditional) olabilir.

- Perhaps you could produce a short film on hens. (Belki tavuklar üzerine kısa bir film çekebilirsin)

- You could pass the exam if you study regularly. (Düzenli çalışırsan sınavı geçebilirsin)

- If you could travel back in time, where would you go? (Zamanda yolculuk yapabilseydin, nereye giderdin?)

3- Rica cümlelerinde. Örneğin “Could you do” ifadesi “can you do” ifadesine göre daha nazikçedir.

- Could you close the door please? (Kapıyı kapatabilir misin lütfen)

- Could I have some salt please. (Biraz tuz alabilir miyim lütfen)

4- Geçmişle ilgili bir pişmanlık, şikayet veya bahane belirtirken.Genellikle yapılamayan veya yanlış yapılan eylemlerden bahsederken. “Could have” kalıbında kullanılır. Örneğin; I could have do (yapabilirdim).

- I could have been a doctor , but I didn’t have the patience to stay in school and finish. (Bir doktor olabilirdim fakat okulu bitirecek kadar sabrım yoktu)

- We never could have known that it would happen. (Bunun olacağını asla bilemezdik)

- You could have told me that you love to someone else. (Bana başka birinden hoşlandığını söyleyebilirdin)


5- “Olabilir” anlamına gelen “Could be” kalıbı şeklinde kullanım. Bir tavsiyede bulunurken veya eleştiri yaparken daha nazik görünmek veya doğrudan fikir beyan etmiş gibi görünmemek için de bu kalıp kullanılır.

- I could be wrong but we haven't seen this film on the tv. (Yanılıyor olabilirim ama bu filmi tv’de daha önce görmedik)

- Daniel Caligiuri could be the solution to Fenerbahce SK's woes. (Daniel Caligiuri Fenerbahçenin sıkıntılarına çözüm olabilir.)

Would have / Could have / Should have / kullanımı - örnekler

16 Kasım 2018 Cuma

"If you could" yapısı ve örnek cümleler

If you could...

1- Varsayım cümlelerinde kullanılır. 
Bu kalıpla bir soru sorulduğunda "eğer yapabiliyor olsaydınız...", "mümkün olsaydı..."

- If you could go anywhere in Africa, where would you go? (Afrika'nın herhangi bir yerine gidebilseydin neresine giderdin?)

- If you could change body, what do you want to do? (Vücudunu değiştirebilsen, ne yapmak isterdin)

- If you could travel back in time, where and when would you go? (Eğer zamanda yolculuk yapabilseydin, nereye ve ne zaman giderdin?)

Şartlı (conditional sentence) ifade olduğundan, ilk cümlecik ile ikinci cümlecik yer değiştirebilir ancak araya virgül konmaz.

- Where and when would you go if you could travel back in time?


2- Rica cümlelerinde. Bu yapı kullanıldığında istek daha kibarcadır.

- It would be great if you could finish this report by Friday. (Bu raporu cuma gününe kadar bitirebilirsen harika olur)

If you could close the window, I would really appreciate it. (Pencereyi kapatabilirsen gerçekten çok memnun olurdum)

Would have / Could have / Should have / kullanımı - örnekler

17 Ekim 2018 Çarşamba

Would kullanımları / örnek cümleler


Would yardımcı fiilinin (modal) ingilizcedeki tüm kullanımları.

Nazikçe istekte bulunurken, ya da bir teklifi kabul ederken.
 I would like to drink some wine. (Biraz şarap içmek isterim –içebilirim-)
 I’d like some dessert, please? (Biraz tatlı alabilirim)

Teklif sorularını daha nazik şekilde sormak için.
Would you like a piece of cake? (Bir parça kek ister miydin?)
Would yo like someting to eat? (Bir şeyler yemek ister miydin- ister misin?)
Would you like to have lunch with me? (Öğle yemeğine beraber çıkmak ister misin?)
Would you like to come to Mogan Lake tomorrow? (Yarın Mogan Gölüne gelir miydin?)

Soru cümlelerinde would.
What would you like to do now? (Şimdi ne yapmak -istersin- isterdin?)
 Where would you like to go today? (Bugün nereye gitmek istersin?)
How would Selin react? (Selin nasıl tepki verirdi?)
Who would win in a game of golf? Rıdvan Dilmen or Metin Tekin? (Bir golf oyununda kim kazanırdı? Rılvan Dilmen mi, Metin mi?)
When would these people wake up? (Bu insanlar ne zaman -uyanacak-uyanırlar?) Gözleri açılacak anlamında.

Hayali veya varsayıma dayalı bir durumdan bahseden şartlı cümlelerde.
If I won the lottery , I would buy a big house. (Eğer piyangoyu kazansaydım büyük bir ev alırdım.)
 If I were you, I would  look for another job. (Senin yerinde olsam başka bir işe bakardım)
If I had a million liras, I would give some of it to TEMA. (Eğer milyon liralarım olsaydı birazını TEMA Vakfına verirdim)

Geçmişteki bir olayla ilgili yorum yaparken, bir pişmanlığı dile getirirken. Would + have + V3 kalıbında kullanılır.
 If you had studied harder, you would have passed the exam. (Eğer daha sıkı çalışsaydın sınavı geçerdin)
If I had arrived on time, I wouldn’t  gotten fired. (Eğer zamanında  varabilseydim, işten kovulmazdım)
Kerem would have gone shopping, but he forgot his wallet. (Kerem alışverişe gidecekti fakat cündanını unuttu)
It would have been nice to meet her.  (Onunla tanışmak hoş olurdu -olacaktı-)

Geçmişte yapılan düzenli  (tekrarlayan) bir eylemden bahsedilirken.
 At one time my daddy would polish his shoes every day. (Zamanında  babam ayakkabılarını her gün  parlatırdı)
 Every year we would go to Didim for holiday. (Her yıl tatil için Didim’e giderdik)

Tercihlerimizden  ve önceliklerimizden bahsederken. Rather veya sooner ile birlikte kullanılır.
I would rather drink tea than coffee in the mornings (Sabahları çay içmeyi kahve içmeye tercih ederim)
Would you rather have 2 close friends or 2,000 facebook friends? (2 yakın arkadaş mı, 2bin facebook arkadaşı mı tercih ederdiniz?
I would rather be alone than have a relationship with a talkative. (Yalnız başına olmayı geveze bir arkadaşımın olmasına tercih ederim)

Önceden  planlanan  veya niyetlenilen eylemleri ifade ederken.
We said we would come. (Geleceğimizi söylemiştik)
She said she would clean the garden. But it's still messy.  (Bahçeyi temizleyeceğini söylemişti ama bahçe hâlâ dağınık durumda)
I said I would repair the cabinets but I forgot. (Dolapları tamir edeceğimi söylemiştim ama unuttum)

Should kullanımı - örnek cümleler

,
Would have / Could have / Should have / kullanımı - örnekler

31 Ağustos 2018 Cuma

Should kullanımları / örnek cümleler

İngilizcede "should" modalının kullanımı.

1- Tavsiyede bulunurken veya tavsiye isterken.

- Mete should talk her. (Mete onunla konuşmalı)

 - They should not argue so much.
(Daha fazla tartışmamalılar)

 - You should come to Turkey more often.
(Türkiye'ye daha sık gelmelisin)

 - He should apologize his teacher.
(Öğretmeninden özür dilemeli)

 - What should I get my wife for her birthday.
(Karımın doğum günü için ne almalıyım? hediye olarak


2- Geçmişle ilgili pişmanlıklardan bahsederken veya geçmişteki bir işle ilgili akıl verirken.
Bu durumda cümle should + have + past participle (verb) şeklinde kurulmalı.


- They should have listened to their parents. (Anne-babalarını dinlemeliydiler)

 - You should have asked me first. (Önce bana sormalıydın)

 - I should have told you earlier. (Sana bunu daha önce söylemeliydim)

 - Authorities should have warned us about the road construction. (Yetkililer yol çalışmasıyla ilgili bizi uyarmalıydı)


3- Beklenti içeren cümleler kurarken.

 - She should be here by now. (Şimdiye kadar gelmesi gerekiyordu)
- I should be there in 20 minutes. (20 dakikada orada olurum-olmalıyım) Öyle umuyor.


4- Daha az garantili konuşmalarda, temkinli veya kaçamak cevaplar verirken.

 - It should be fixed in 3 hours. (3 saat içinde hallolmuş olur) Kesin değil.

 - It shouldn't be a problem. (Bir sorun olmaması lazım) Hizmet sektörü böyle temkinli konuşmayı tercih eder.

 - They should have it done by tomorrow. (Yarına kadar yaparlar) Öyle sanıyorum.