ingilizcesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingilizcesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2022 Pazartesi

ingilizce diken üstünde olmak

- I am on pins and needles as I wait for my exam results all day. (Bütün gün sınav sonuçlarımı beklerken diken üstündeydim)

- I was on pins and needles until I heard that her train had arrived to Ankara safely.
(Treninin sağ salim Ankara'ya vardığından emin olana kadar diken üstündeydim)⠀ 
 
- Students are on pins and needles about a possible snowy day. (Öğrenciler karlı bir gün ihtimaline karşı diken üzerindeler) Endişeyle veya 'umutla' bekliyorlar.

- We're at work and were on pins and needles watching that World Cup Final. It was exciting.(İşyerinde Dnya Kupası Finalini izlerken diken üzerindeydik. Çok heyecanlıydı)

- My sister was on pins and needles waiting to hear if she was accepted. Fine arts college was her dream school.
(Kız kardeşim kabul edildiğini duyana kadar diken üzerinde bekledi. Güzel sanatlar koleji onun rüyasını süslüyordu)

- I'm sure everyone is on pins and needles to hear what our boss has to say about the annual leave.
(Eminin herkes patronumuzun yıllık izinler hakkında söyleyeceklerini duymak için heyecanla bekliyordur)

On pins and needles: Gergin ve endişeli bekleyiş, diken üzerinde olmak anlamlarında İngilizce deyim.

17 Temmuz 2022 Pazar

İngilizcede rekor kırmak

- They are going to try to break a record. (Rekor kırmayı deneyecekler)

- In order to break a record, I must reach 300 in the number of daily visitors. (Rekor kırmam için günlük ziyaretçi sayısında 300’e ulaşmam gerekiyor)

- I may have broken a record for the most snoozes ever on my alarm this morning. (Bu sabah alarmımı erteleme rekoru kırmış olabilirim)

- Young Turkish swimmer Merve Tuncel broke her own record and won a gold medal. (Genç Türk yüzücü Merve Tuncel kendi rekorunu kırdı ve altın madalya kazandı)

- Home prices broke a record in 2021 with a 16% increase. (2021 yılında yüzde 16 artışla konut fiyatları rekor kırdı)

To break a record:

Yarışmalarda veya spor karşılaşmalarında bugüne kadar yapılmış en iyi dereceyi elde etmek. Rekor kırmak. Her alanda iyi veya kötü anlamda kullanılabilir. Bir şeyde (fiyatta, sıcaklıkta, sayıda vs). en düşük seviyeyi görmek de rekor kırmak olarak tanımlanabilir. 

6 Kasım 2018 Salı

Problem - issue farkı

Problem:
Sorun, mesele. Daha genel. Her durumda kullanılabilir.

- We have a big problem. (Büyük bir problemimiz var) 

 - There was a problem with the printer this morning.
(Bu sabah yazıcıyla ilgili bir sorun vardı)

Issue:
Sorun, mesele anlamında olmasına rağmen daha az olumsuz anlamdadır. Siyasette, iş dünyasında ve sağlık sektöründe tercih edilir. “Issue” daha diplomatik bir dil kullanılırken tercih edilir.

- Mental illness is a real issue that needs to be solved.
(Ruh sağlığı çözülmesi gereken gerçek bir sorundur)

- I've never had an issue with my body and weight. (Vücudumla ve kilomla ilgili hiç sorumum olmamıştı)

- Sarkık Tırık, director general of XYZD Foundation, said the fundamental issue was consumption.
(XYZD Vakfı başkanı Sarkık Tırık, temel sorunun tüketim olduğunu söyledi)


"Issue" sözcüğünün diğer anlamları / kullanımları:

Konu başlığı, madde, husus anlamlarında kullanılır. 
- The issue of this week: Geometry. (Bu haftaki konumuz: Geometri)
- This has been the best article that I've read about this issue.
(Bu konu hakkında okuduğum en iyi makale bu)

Dergi ve gazete yayımcılığında sayı, baskı anlamlarında kullanılır.
- December issue (Aralık sayısı)


31 Ekim 2018 Çarşamba

Komik çeviri hataları

"Business machine can get out" tam olarak "İş makinası çıkabilir" anlamına gelmiyor.
 Doğrusu belki şu olabilirdi. 

27 Eylül 2018 Perşembe

House - home farkı

Home, yaşadığımız yerdir. Bu bir apartman dairesi de olabilir, bir villa da olabilir, çadır olabilir. Evimiz.
- I'm home. (Evdeyim)
- Home sweet home (Evim evim güzel evim)


House, bir yapıyı işaret eder. Bir yapı türüdür. Genellikle bir ya da iki katlı müstakil binalar için kullanılır.
- What is the price of this house? (Bu evin fiyatı nedir?)


"On the house" genellikle kafe veya lokantalarda kullanılan bir deyim. Bedava yiyecek veya içecekleri belirtirken kullanılır.
- How much is this?
- It's on the house. (O ücretsiz- müessesemizden-)

13 Eylül 2018 Perşembe

"All the way" ifadesinin anlamları

"All the way" ifedesi bir kaç farklı anlama geliyor.

1. Tamamen, yüzde yüz.

- I support all the way. (Seni tamamen destekliyorum. Sana katılılıyorum)
- God is with you all the way. (Tanrı -hep-tamamen seninle)
- We're with you all the way. (Tamamen sizinleyiz, size katılıyoruz)

2. Birlikte yatmak, sex yapmak.
-They went all the way. (Onlar yattılar)

6 Eylül 2018 Perşembe

Say - Tell - Speak - Talk farkı - Örnek cümleler

Say - Tell

Say ve tell fiilleri "söylemek" şeklinde tercüme edilebilir. Ancak kullanımlarında farklılıklar vardır.

Say genel konuşmaları, ortaya yapılan konuşmaları, radyodan, televizyondan söylenenleri veya bir toplantıda söylenenleri vb. ifade etmek için kullanılır. Reported speech cümlelerde daha çok tercih edilir. Bir kişiye veya topluluğa karşı söylendiğinde "say" fiilinden sonra mutlaka "to" gelmelidir.

Örnek cümleler:
- Ayten says she doesn’t like meatball. (Ayten köfte sevmediğini söylüyor) Kime söylediği açık değil.
- The speaker on the radio said that Ankara would be cold tomorrow. (Radyodaki muhabir yarın Ankara'nın soğuk olabileceğini  söyledi)
- Ataturk said that culture is the foundation of the Turkish Republic. (Atatürk diyor ki Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür) Ünlü kişilerin sözleri aktarılırken.
- She said to me she wasn't going to office today. (Bugün bana işe gitmeyeceğini söyledi) Direkt birine söylediği için "to" kullanıldı.
- What did the boss say to you when you lated? (Geç kaldığında patron ne dedi?) Yine birisine söyleniyor.
- I said that the interview was great. (Görüşmenin çok iyi geçtiğini söyledim) Söylenen kişi belirsiz.
- Sorry. What did you say? (Afedersiniz, ne demiştiniz?) Karşıdakinin sözünü duymadığınızda ya da anlamadığınızda tekrar etmesini isterken genellikle "say" kullanılır.


Tell direkt olarak bir kişiye ya da topluluğa karşı söylenenleri ifade ederken kullanılır. Bu yüzden fiilden önce veya sonra mutlaka özne bulunur.

Örnek cümleler:
- Tell me about the your work experiences and skills. (Bana iş deneyimlerinizi ve becerilerinizi söyleyin -anlatın-)
- You should tell her what you plans for future. (Ona gelecekteki planlarının ne olduğunu söylemelisin)
- Tell me when we will get together? (Söyle bakalım ne zaman bir araya geleceğiz? - buluşacağız-)
- She didn't tell me. (Bana söylemedi)
- You could have told me first. (Önce bana söyleyebilirdin) Told fiilinden sonra "to" kullanılmadı.
- Gülay told me dinner was at 7 o'clock. (Gülay akşam yemeğinin saat 7'de olduğunu söyledi -bana-)

I say to you. (Doğru)
I tell you. (Doğru)
I say you. (Yanlış)
I tell to you. (Yanlış)

Geçmiş zaman çekimleri:
Say - said -said
Tell - told -told


Speak - Talk

Speak ve talk fiilerinin ikisi de konuşmak anlamına geliyor. Speak daha genel ve resmi konuşmalarda, talk ise günlük daha az resmi ve günlük kullanıma uygun. Genelde "about" ile birlikte kullanılır. Bir dilin ( Çince, Rusça, Fransızca vs.) konuşulması ile ilgili cümlelerde ise mutlaka speak kullanılmalı.

Örnek cümleler:
- Can you speak Spanish? (İspanyolca konuşabiliyor musun?) "Can you talk Spanish" denemez.
- Kenan speaks four languages. (Kenan 4 dil biliyor -konuşuyor-)
- Can I speak with you? (Seninle konuşabilir miyim?) Çok resmi ve konunun çok önemli olduğu anlaşılabilir.
- Ege is going to speak in front of 300 people at the presentation. (Ege sunumda 300 kişi önünde konuşacak)
- Can I talk with you? (Konuşabilir miyiz?) Daha çok tercih edilen kullanım.
- We need to talk about our relationship. (İlişkimiz hakkında konuşmamız gerekiyor.
- I talked your teacher yesterday. (Öğretmeninle dün konuştum)
- I have talked to my family about my decision to be an organ donor. (Organ bağışçısı olma kararımla ilgili ailemle konuştum)

Geçmiş zaman çekimleri:
Speak - spoke - spoken
Talk - talked - talked