stative verbs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stative verbs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2021 Cuma

Used to / Would kullanımı ve farkı

Used to / Would

Geçmişteki bir durumdan-alışkanlıklardan, geçmişte rutin olarak yaptığımız ama artık yapmadıklarımızdan bahsederken kullanılıyor.
Bu iki sözcüğü de fiilin yalın hali takip eder (bare infinitives).


- I used to eat hamburger everyday. (Her gün hamburger yerdim)

- I would eat hamburger everyday. (Her gün hamburger yerdim)


Aksiyon-hareket belirten eski bir alışkanlıktan bahsediyorsak 'Would' ve 'Used to' ifadelerinin ikisini de kullanabiliriz.

Ancak, durum belirten eski bir alışkanlıktan bahsediliyorsa (stative verbs) yalnızca 'Used to' kullanılıyor.


- He would wake up early. (Erken kalkardı) Aksiyon

- He used to wake up early). (Erken kalkardı) Aksiyon

- He used to play tenis every weekend. (Her haftasonu tenis oynardı) Aksiyon

- He would play tenis every weekend. (Her haftasonu tenis oynardı) Aksiyon

- I used to be fatter. (Eskiden daha şişmandım) Durum

- I would be fatter. YANLIŞ

- We used to be excited on Fridays. (Bir zamanlar Cuma günleri heyecanlı olurduk) Durum

- We would be excited… YANLIŞ


Would, olumsuz ve soru formunda değişmez.

Used to, olumsuz ve soru formunda did - didn’t ile kullanılır. Sondaki d harfi düşer, use to olur.



- Would you play table tennis? (Masa tenisi oynar mıydın?)

- Wouldn’t you play table tennis? (Masa tenisi oynamaz mıydın?)

- I wouldn’t play table tenis. (Masa tenisi oynamazdım)


- Did she use to wake up early? (Erken kalkar mıydı?)

- She didn’t use to wake up early. (Erken kalkmazdı)


15 Eylül 2020 Salı

Depend / Depending farkı

Depend / depends

Bağlı, bağlı olarak. 

Cümlede ana fiildir (main verb). Depend, bir durum fiili (stative verb) olduğu için şimdiki zaman formu yoktur. Yani “It’s depending…” şeklinde bir cümle kuramayız.


Örnek cümleler:

- Sometimes, the answers depend on how the question is asked.
(Bazen cevaplar sorunun nasıl sorulduğuna bağlıdır.)  Bu örnekte The answers [subject]  /  depend [verb]  

- The rainforests make life on our planet possible. Keep them alive, our lives depend on it! (Yağmur ormanları gezegende yaşamamızı mümkün kılar. Onları yaşatalım. Hayatlarımız buna bağlı)

- Delivery price depends on your location. (Kargo ücreti adresinize bağlıdır) Adresinize göre değişir 

- We should not depend on the weather to send our children to school.
(Çocuklarımızı okula göndermek için hava durumuna bağlı olmamalıyız)



Depending 

Bağlı, bağlı olarak

Cümlede ana fiil değildir, extra, tamamlayıcı bilgi verilirken kullanılır.

- I might forgive him, depending on what he tell me. (Bana söyleyeceklerine bağlı olarak onu affedebilirim)  I [subject]  /  forgive [verb]

- Depending on the weather, viruses can remain suspended in air for hours. (Hava durumuna bağlı olarak virusler saatlerce havada asılı kalabilir) viruses subject suspended verb



Depend / depends, depending genellikle ‘on’ edatı ile kullanılır. Depends in, depending at vs… diyemeyiz.


12 Şubat 2020 Çarşamba

Present Simple – Present Continuous farkı / örnek cümleler

Present Simple

Rutin eylemleri, alışkanlıkları ve bilimsel gerçekleri ifade ederken bu zaman kullanılır (geniş zaman).

- The Earth exhibits two different kinds of motion: it revolves around the Sun in a fixed orbit and it rotates around its own axis. 
(Dünya iki farklı hareket yapar: Güneşin etrafında sabit bir yörüngede ve kendi ekseni etrafında döner.)

Present Continuous

Şu an gerçekleşmekte olan eylemleri ifade ederken bu yapı kullanılır (Şimdiki zaman) 

- The sun is setting. We must get back home. (Güneş batıyor. Eve dönmeliyiz.)


Örnekler:

- Usully, I work at the office, but today I am working at home. (Genellikle ofiste çalışırım ama bugün evde çalışıyorum)



- It often rains in Iceland, and the wind usually blows in the rain. (İzlanda’ya çok sık yağmur yağar ve yağmurla birlikte genellikle rüzgar vardır)

- It’s raining. We will have to cancel the picnic. (Yağmur yağıyor. Pikniği iptal etmek zorunda kalacağız)



- My grandfather plays ping-pong every Sunday. (Büyükbabam her pazar masa tenisi oynar)

- Students are playing ping-pong at the sport area.
(Öğrenciler spor salonunda masa tenisi oynuyor)



- I always take the bus to work. (İşe daima otobüsle giderim)

- An old man is waiting to take the bus that goes towards Sincan.
 (Yaşlı bir adam Sincan yönüne giden otobüse binmek için bekliyor.)




Nadir olsa da bazen gelecek zamanı belirtmek için de kullanılırlar.

- My son leaves to Moscow tomorrow for a month. (Oğlum yarın bir aylığına Moskova’ya gidiyor)
- My son is leaving to Moscow at 9:00 pm tomorrow. (Oğlum yarın saat 9’da Moskova’ya gidiyor)



Durum fiilleri (stative verbs) çoğunlukla present continuous zamanı ile kullanılmaz.

- I hate winter. (Kıştan nefret ediyorum)

- She likes sport cars (O spor arabaları seviyor)

- I think…

- We love

- He believes…


14 Haziran 2019 Cuma

Good / Well farkı

Good / Well kullanımı farkları ve örnekler:


Good: İyi anlamında sıfat (adjective)

Well: İyi anlamında zarf (adverb)

Adjective: sıfat, isimleri, kişileri, nesneleri tanımlar
Adverb: zarf, fiilleri tanımlar


- Your Turkish is pretty good. (Türkçen oldukça iyi) ‘Your’ öznesini tanımlıyor.

- You are speaking Turkish pretty well. (Oldukça iyi Türkçe konuşuyorsun) ‘Speak’ fiilini tanımlıyor.

Good

- Mehmet is a good photographer. (Mehmet iyi bir fotoğrafçıdır)

- Stamp Museum is good place to visit in Ankara. (Ankara’daki Pul Müzesi ziyaret etmek için iyi bir yer)

- I’m not good at swimming. (Yüzmede iyi değilimdir)


Well

- Atakan plays basketball well. (Atakan basketbolu iyi oynar)

- Did you do well on your exam? (Sınavda iyi miydin? - Sınavın nasıl geçti?)

- My grandmother can’t hear well. (Babaannem iyi duyamıyor)

Well genellikle cümlenin sonunda bulunur.


İstisnalar:

Fiilleri tanımlayan yani zarf (adverbs) olarak ‘well’ kullanılıyordu ancak durum fiillerinde (stative verbs) good kullanılır. Be, look, like, seem, think gibi.

- I don’t feel good today.  (Bugün iyi hissetmiyorum)

- I think you should think good about your self and reputation. (Bence kendin ve itibarın hakkında iyi düşünmelisin.)

- Your new motorcycle seems good. (Yeni motorun iyi görünüyor)

- Everything is good. (Her şey iyi)

- How are your kids? Are they good?
(Çocuklar nasıl? İyiler mi?)

- You look good. (İyi görünüyorsun)


How are you? Sorusuna her iki şekilde de yanıt verilebilir. Sorunun hangi amaçla sorulduğuna bağlıdır.

- I’m good. (Duygusal, moral durumlar kastedilerek "nasılsın?" diye sorulduğunda)

- I’m well. (Sağlıkla ilgili veya fiziki durumlar kastedilerek "nasılsın?" diye sorulduğunda)