10 Ekim 2020 Cumartesi

Lose - miss farkı / örnekler

Lose

Kaybetmek, kaçırmak, kaybolmak...

Lose – Lost - Lost


Nesneler için kullanılır: 

- I lost my case! (Çantamı kaybettim!)


Hayatını kaybeden kişi veya hayvanlardan bahsederken:

- Hayrettin lost his father today. (Hayrettin bugün babasını kaybetti) Babası hayatını kaybetti.


Spor karşılaşmalarının sonuçlarından bahsederken:

- M.Carlsen has not lost a single classical chess game in 800 days. (Carlsen 800 gündür satranç maçı kaybetmedi)


Bir şeyden veya histen mahrum kalındığında:

- I’ve lost all motivation for online school. (Online okulda tüm motivasyonumu kaybettim)



Miss

Kaçırmak, eksik olmak, özlemek...

Miss – Missed - Missed


Toplu taşıma araçlarının kaçırılması:

- I missed the 16:00 bus. (4 otobüsünü kaçırdım)


Bir aktivite veya fırsatın kaçırılması:

- The concert is tomorrow. Don't miss this fascinating vocal and great melodic harmonies. (Konser yarın. Bu büyüleyici vokali ve harika melodileri kaçırmayın)


Özlemek anlamında: 

- I missed talking about him (Onun hakkında konuşmayı özledim)



4 Ekim 2020 Pazar

Rise / Raise farkı - Örnekler

Anlamları aşağıda yazılı olan fiillerden ‘rise’ geçişsiz (intransitive), ‘raise’ ise geçişli (transitive) fiildir. ‘Transitive’ler nesne (objective) alabilen fiillerdir. Yani, bu ikisinden yalnızca raise fiiline neyi? veya kimi? sorularını sorduğumuzda yanıt alabiliriz. Bak: Transitive – Intransitive nedir?


Rise:

Yükselmek, yukarı kalkmak, doğmak, artmak…

Fiil çekimi: Rise - Rose - Risen

- I hope coronavirus cases will not rise in the days ahead. (Umarım önümüzdeki günlerde koronavirus vakaları artmaz)
Subject: Coronavirus cases, verb: rise, object: YOK

- The sun rises in spite of everything. (Her şeye rağmen güneş -hep- doğar)
Subject: The sun, verb: rise, object: YOK 

- Students have risen from their chairs. (Öğrenciler sandalyelerinden kalktılar/doğruldular)
Subject: Students, verb: risen, object: YOK

- Electricity prices have risen. (Elektrik fiyatları arttı/yükseldi)
Subject: electricity prices, verb: risen, object: YOK

Raise:

Yükseltmek, ayağa kaldırmak, büyütmek, artırmak…

Fiil çekimi: Raise – Raised – Raised

- If you have a question raise your hand. (Bir sorunuz varsa elinizi kaldırın)
Subject: you, verb: raise, object: your hand


- She has raised the issue herself. (Sorunu kendisi büyüttü)
Subject: she, verb: raised, object: issue

- I’m strong because a strong woman raised me. (Güçlüyüm, çünkü beni güçlü bir kadın büyüttü/yetiştirdi)
Subject: I, verb: raised, object: me

24 Eylül 2020 Perşembe

Alone / Lonely farkı

 Alone

Yalnız, tek başına. Yalnız olma durumunu belirten sıfat ve zarf. Olumlu veya olumsuz anlamda kullanılabilir.

Örnek cümleler:

- I live alone in Ankara. (Ankara'da yalnız yaşıyorum)

- Some steps need to be taken alone. (Bazı adımların tek başına atılması gerekir)

- We thought we were alone in the room. (Odada yalnız olduğumuzu düşündük)

Lonely

Yalnız, yapayalnız. Yalnız olma durumunu olumsuz veya acıklı manada belirten sıfat. 

Örnek cümleler:

- I'm lonely without you. (Sensiz yapayalnızım)

- We all feel depressed and lonely at some point in our lives. (Hepimiz hayatımızın bir döneminde depresif ve yalnız hissederiz)

- Unfortunately, it was a lonely holiday season for many of us. (Maalesef çoğumuz için yalnız bir tatil sezonu oldu)


15 Eylül 2020 Salı

Depend / Depending farkı

Depend / depends

Bağlı, bağlı olarak. 

Cümlede ana fiildir (main verb). Depend, bir durum fiili (stative verb) olduğu için şimdiki zaman formu yoktur. Yani “It’s depending…” şeklinde bir cümle kuramayız.


Örnek cümleler:

- Sometimes, the answers depend on how the question is asked.
(Bazen cevaplar sorunun nasıl sorulduğuna bağlıdır.)  Bu örnekte The answers [subject]  /  depend [verb]  

- The rainforests make life on our planet possible. Keep them alive, our lives depend on it! (Yağmur ormanları gezegende yaşamamızı mümkün kılar. Onları yaşatalım. Hayatlarımız buna bağlı)

- Delivery price depends on your location. (Kargo ücreti adresinize bağlıdır) Adresinize göre değişir 

- We should not depend on the weather to send our children to school.
(Çocuklarımızı okula göndermek için hava durumuna bağlı olmamalıyız)



Depending 

Bağlı, bağlı olarak

Cümlede ana fiil değildir, extra, tamamlayıcı bilgi verilirken kullanılır.

- I might forgive him, depending on what he tell me. (Bana söyleyeceklerine bağlı olarak onu affedebilirim)  I [subject]  /  forgive [verb]

- Depending on the weather, viruses can remain suspended in air for hours. (Hava durumuna bağlı olarak virusler saatlerce havada asılı kalabilir) viruses subject suspended verb



Depend / depends, depending genellikle ‘on’ edatı ile kullanılır. Depends in, depending at vs… diyemeyiz.


8 Eylül 2020 Salı

Gerund / Infinitive kullanımı - farkı

Gerund: İsim fiil /ulaç (verb+ing)

Infinitive: Mastar (to verb)

Bazen cümlelerde 2 fiil (verb) kullanmak gerekir. I want to go out! (Dışarı çıkmak istiyorum) 

Bir fiili başka bir fiilin takip ettiği cümlelerde İkincisi ya infinitive (to+verb) ya da  gerund (verb+ing) olmak zorunda. Infinitive mastar halidir. To go > Gitmek    To swim > yüzmek gibi.  

- I like snowboarding. (Kar kaykayı yapmayı severim) /snowboarding bir isim fiildir (Gerund) 

- I like to snowboard.  (Kar kaykayı yapmayı severim) /to snowboard bir mastardır (Infinitive)

Snovbord yapmayı severim . Her iki cümlenin de anlamı aynıdır. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi ilk fiilden sonra hem mastar, hem isim fiil (gerund) gelebilir ve anlam değişmez. Bu şekilde kullanıma uygun bazı fiiller:

Like, love, hate, prefer, start, begin, contunie, propese…

- She hates to drink beer. (Bira içmekten nefret ediyor)

- She hates drinking beer.
(Bira içmekten nefret ediyor)


Mutlaka bir 'gerund' takip etmesi gereken fiiller vardır.

Örneğin: enjoy

- I enjoy swimming. (Yüzmekten hoşlanıyorum)

- I enjoy to swim DİYEMEYİZ.

Bu  fillerden bazıları: Enjoy, admit, advise, confess, explain, fear, finish, forgive, keep on,  mention, miss, permit, postpone, prevent, recall, recommend, report,  resume, suggest, support, understand…

- I finished reading it. (Onu okumayı bitirdim)

- She misses seeing her family. (Ailesini görmeyi özlüyor)

- I recommend eating more fruit because it's rich in fiber. (Daha çok meyve yemeni tavsiye ederim çünkü lif bakımından zengindirler)

- Students discuss doing online classes during lockdown. (Öğrenciler karantina sırasında çevrimiçi ders yapmayı tartışıyor)

 

 

Mutlaka bir 'infinitive' (mastar) takip etmesi gereken fiiller vardır.

Örneğin: need

- I need to think. (Düşünmeye ihtiyacım var.)

- I need thinking. DİYEMEYİZ.

Bu fiillerden bazıları: Need, agree, ask, care, change, choose, claim, come, decide, deserve, expect, fail, get, hope, learn, manage, mean, offer, pay, plan, prepare, promise, remain, say, seek, seem, swear, wait, want, wish,  would like…

- I learned to say no! (Hayır demeyi öğrendim)

- We hope to see everyone at the party. (Partide herkesi görmeyi umuyoruz) 

- I’m planning to visit Italy. (İtalya’yı ziyaret etmeyi planlıyorum)

- Why do you choose to live in Marmaris? (Neden Marmaris'te yaşamayı seçtin?)

 

Kendisinden sonra 'gerund' veya 'infinitive' geldiğinde ANLAM FARKI oluşturan fiiller:

Try, stop, forget, remember, regret, quit, go on.

- I stopped to smoke. (Sigara içmek için durdum)

- I stopped smoking. (Sigara içmeyi bıraktım)

 

- I remembered to feed the cat. (Kediyi beslemeyi hatırladım) Kedi hâlâ aç, besleyeceğim.

- I remembered feeding the cat. (Kediyi beslediğimi hatırladım) Kedi ile ilgili bir hatıra canlanıyor.

 

- She forgot to eat the icecream. (Dordurmayı yemeyi unuttu) Dondurma yenmedi.

- She forgot eating the icecream. (Dordurmayı yediğini unuttu) Dondurma yendi.


Stop to do… Stop doing…

2 Ağustos 2020 Pazar

Yazdığım İngilizce cümle doğru mu?






  • İngilizce bir yazışma, bir e-mail veya metin hazırlarken kurduğumuz cümlelerin doğruluğunu kontrol etmek, bir sözcük veya ifadenin (phrasal verb gibi) farklı kullanımlarını görmek için bir yararlanılabilecek bir site.

    https://ludwig.guru


1 Ağustos 2020 Cumartesi

Present Perfect Tense / Örnekler

Present Perfect tense:

Şimdi ile geçmişi birleştirir.

Geçmişteki eylemlerin şimdiye etkisi belirtilir.


Basit geçmiş zaman ile kıyaslama:

- Past simple / I lost my pencil. (Kalemimi kaybettim) Geçmişte kaybolan bir kalem, artık aranmıyor ya da bulunmuş. Kalemin kaybolması bugün geçerliliğini korumuyor.

- Present perfect /
I have lost my pencil.
(Kalemimi kaybettim) Kalem kayıp ve henüz bulunmamış. Şimdinin gerçeği kalemin hala kayıp olduğu.


Olumlu
Subject + have/has + verb (past participle V3)


- I have just eaten dinner. (Akşam yemeğimi az önce yedim) Geçmişte yapılmış bir eylem ancak şimdiki zamanın da gerçeği. Tekrar akşam yemeği yememe gerek yok.

- I have found my book. (Kitabımı buldum) Geçmişte kayıptı ve buldum. Artık aramama gerek yok.

- He has worked here for two years. (İki yıldır burada çalışıyor)

- My mother has cooked dinner. (Annem akşam yemeğini pişirdi)

- I have had a good time. (Güzel zaman geçirdim)



Olumsuz

Subject + haven’t /hasn’t + verb (past participle V3)

- You haven’t submitted me any offers. (Bana herhangi bir teklif sunmadın)

- İsmail said he hasn't had lunch. (İsmail öğle yemeği yemediğini söyledi)



Soru

Have/has + subject + verb (past participle V3)

- Have you had breakfast? (Kahvaltını yaptın mı?)

- How long has he worked here? (Ne kadar zamandır burada çalışıyor?)

23 Temmuz 2020 Perşembe

Fix / Repair farkı

Fix: Herhangi bir sorunun giderilmesinden genel olarak bahsederken kullanılır. Bir makine, eşya veya durumun bütünü kastedilir ve onarılır. İnsan ilişkilerinin düzeltilmesi söz konusu olduğunda da ‘fix’ fiili kullanılabilir.

- Anyone know how to fix this blue screen issue? (Bu hata ekranını düzeltmeyi bilen birisi var mı?)

- I’m too broke for a mechanic so I learned how to fix my car all by myself. (Servis için param olmadığından aracımı kendim tamir etmeyi öğrendim)

- If you want to fix a relationship you have to put in effort. (Eğer bir ilişkiyi düzeltmek istiyorsanız çaba harcamalısınız)

Repair: Parça bazlı onarımlardan bahsederken kullanılır. Bir aracın, makinenin bir bölümünün tamiri söz konusudur.

- I have to repair quickly the part of the fence that was broken by sheep. (Çitin koyunlar tarafından kırılan kısmını hızlıca tamir etmeliyim.)

- Murat repaired the brake on his sons bike. (Murat oğlunun bisikletinin frenini tamir etti.)

- Music has the ability to repair brain damage. (Müzik beyin hasarını tamir edebilir)

Mend: Günümüzde çok kullanılmasa da ‘onarmak’ anlamındaki mend, daha çok basit tamir gereken durumlar söz konusu olduğunda kullanılır. Genellikle uzman veya teknisyen gerektirmeyen işler. Ayakkabı, giysi, oyuncak vs. onarımları…

- I allways mend my shoes. (Ayakkabılarımı her zaman kendim onarırım)








8 Haziran 2020 Pazartesi

1 Haziran 2020 Pazartesi

İngilizcede irregular plural


Sheep - Photo:Yamada Umada
Sheep - Photo: Anton Yushkov



İngilizcede isimlerin sonuna s, es gibi ekler getirilerek çoğul hale getirilir. Bu kuralın dışındaki
bazı düzensiz/kuraldışı çoğul isimler (irregular plural):

Child (çocuk) Children (çocuklar)
Man (adam) Men (adamlar)
Woman (kadın) Women (kadınlar)
Wife (karı, eş) Wives (karılar, eşler)
Person (insan) People (insanlar)
Sheep (koyun) Sheep (koyunlar)
Fish (balık) Fish (balıklar)
Tuna (ton balığı) Tuna (ton balıkları)
Goose (kaz) Geese (kazlar)
Mouse (fare) Mice (fareler)
Swine (domuz) Swine (domuzlar)
Genus (tür) Genera (türler)
Deer (geyik)  Deer (geyikler)
Louse (bit) Lice (bitler)
Life (hayat) Lives (hayatlar)
Leaf (yaprak) Leaves (yapraklar)
Cactus (kaktüs) Cacti (kaktüsler)
Foot (ayak) Feet (ayaklar)
Tooth (diş) Teeth (dişler)
Aircraft (uçak) Aircraft (uçaklar)
Knife (bıçak) Knives (bıçaklar)
Datum (veri) Data (veriler)
Crisis (kriz) Crises (krizler)
Diagnosis (teşhis, tanı) Diagnoses (teşhisler, tanılar)
Medium (ortam)  Media (ortamlar)
Quiz (sınav) quizzes (sınavlar)