13 Nisan 2022 Çarşamba

İngilizcede Arı kovanı gibi

- Our street is always a hive of activity. (Sokağımız her zaman arı kovanı gibidir)

- Ulus was a hive of activity last week. People were shopping or just browsing. (Ulus dün arı kovanı gibiydi. İnsanlar alışveriş yapıyor ya da sadece geziniyordu)

- This workplace might look like an unassuming room now, but it used to be a hive of activity. (Bu dükkan şimdi mütevazı bir oda gibi görünebilir ama eskiden arı kovanı gibiydi)

 A hive of activity:

Bir yerin çok meşgul veya çok hareketli görünüşünü, yoğunluğunu vurgulamak için kullanılan deyim. Türkçedeki 'Arı kovanı gibi' deyimine benzer.

ingilizce deyimler

7 Nisan 2022 Perşembe

have been learning - have learnt

Present Perfect Continuous / Progressive

Geçmişte başlamış ve hala sürmekte olan eylemler / olaylar ifade edilirken…

Subject + have/has + been + Verb(ing)


- We have been working here since 2005. (2005 yılından beri burada çalışıyoruz)

- The price of oil has been rising steadily the last several months.
(Petrol fiyatları son birkaç aydır istikrarlı bir şekilde yükseliyor)

- It has been raining for hours. (Saatlerdir yağmur yağıyor)

- Africans have been walking across the continent for thousands of years. (Afrikalılar binlerce yıldır kıtada yürüyorlar)

- How long have you been waiting for me? (Beni ne kadar zamandır bekliyorsun?)

- She hasn’t been saving money. (O para biriktirmiyor)



Present Perfect Tense ile Present Perfect Continuous farkı

Present Perfect geçmişte başlayıp bugünü etkileyen,

Present Perfect Continuous geçmişte başlayıp bugünü etkileyen ve hâlâ devam eden fiilleri ifade eden zamandır.

Present Perfect ile asıl vurgulanan eylem veya olayın kendisi iken,

Present Perfect Continuous ile vurgu yapılan öncelikle süreçtir. Eylem veya olay şu kadar zamandır sürmektedir. Bu yüzden for, since gibi zaman zarfları kullanılır.

- I have been learning English idioms for three years. (Üç yıldır İngilizce deyimleri öğreniyorum)

- I have learnt English idioms. (İngilizce deyimleri öğrendim)

Present Perfect Continuous geçmişte başlayıp bugünü hala devam eden zamandır denmişti ancak bazı istisnaları vardır.

- I have been calling you for hours. (Saatlerdir seni arıyorum)
Örnekte telefonla aranan kişiye ulaşılsa bile ifadeye bir sitem havası katmak için bu yapı kullanılabilir. Ne kadar uzun zamandır ulaşılmaya çalıştığı vurgulanır.


Bütün perfect continuous zamanlarda 'been' yardımcı fiili bulunur. (Present perfect continuous, past perfect continuous, future perfect continuous)

Bütün continuous zamanlarda olduğu gibi Present Perfect Continuous ile durum fiilleri (stative verbs) kullanılmaz.
Örn: like, love, know, understand...

Yanlış bir cümle olacak 'I have been knowing...' yerine, Present Perfect zamanlı 'I have known...' kullanılır.

4 Nisan 2022 Pazartesi

İngilizcede dilini mi yuttun?

- Whats’s your problem? Cat got you tongue? (Sorunun ne? Dilini mi yuttun?)

- Say something please! Cat got you tongue? (Lütfen bir şey söyle, dilini mi yuttun)

- What’s the matter? Cat got you tongue? (Neyin var, dilini mi yuttun?)

Cat got your tongue?

Birisinin belirgin bir şekilde ve özellikle sessiz kaldığı durumlarda kullanılan, Türkçedeki "Dilini mi yuttun?" deyiminin karşılığı…

Birebir Türkçe karşılığı "Kedi dilini mi kaptı-götürdü?" olduğu halde, deyim veya atasözlerinin doğası gereği burada kastedilen “Neden konuşmuyorsun?” ifadesidir.

Bazen alay etmek için de kullanılır.

- Hey! Cat got you tongue? Have you seen the latest news? I said that the picture was photomontage. (Hey! dilini mi yuttun? Son haberleri gördün mü? Resmin fotomontaj olduğunu söylemiştim)

29 Mart 2022 Salı

İngilizcede had had

Basit bir örnek cümle ile Past Perfect Tense hatırlatması:

- When the police came, the thief had gone. (Polis geldiğinde hırsız kaçmıştı)

Subject + had + verb3(pp)

Past Perfect Tense kullanımıyla ilgili diğer örnekler: Past Perfect ve örnek cümleler

Had had


'to have' fiili bir past perfect tense cümlesinde geçtiğinde ortaya çıkan ikileme.  

- When my friends came I had had breakfast. (Arkadaşlarım geldiğinde kahvaltımı bitirmiştim) Burada ‘to have breakfast’ fiilinin 3. zaman hâli (past participle) kullanılması gerektiğinden 'had breakfast' oldu. Past Perfect Tense gereği, öncesinde aldığı ‘had’ ile birlikte de ‘had had breakfast’ şeklini aldı.

- The doctor said they had had a lot of people coming in with the same complaint. (Doktor, aynı şikayetle gelen pek çok hastasının olduğunu söyledi.

- She said that a famous newpaper had had to change its title of an article because some people were offended. (Ünlü bir gazetenin bir haber başlığını değiştirmek zorunda kaldığını, çünkü bazı insanların rahatsız olduğunu söyledi)

- I had had a bath and went out. (Banyo yaptım ve dışarı çıktım)

- My grandma had had flu in 2020 that halted her for a while. (Büyükannem 2020 yılında onu bir süre tökezleten bir grip geçirmişti)

- If you hadn't had those vitamin, you would be ill. (Şu vitaminleri almasaydın hasta olurdun)

- Had she had lunch before she went to gym. (Spora gitmeden önce öyle yemeği yemiş miydi?)

24 Mart 2022 Perşembe

İngilizcede had better

Had beter

'İyi olur' manasına gelen bir modal. İyi fikir. Söz konusu eylem yapılsa iyi olur aksi halde sorun çıkar gibi bir kesinlik ifade eder. Bu durumda 'had beter' ifadesini elbette bir fiil takip etmeli.

- I had beter wake up early. First day in the new office. (Erken kalksam iyi olur. Yeni ofiste ilk gün)

- I had beter not forget my wife’s birthday. (Karımın doğum gününü unutmasam iyi olur)

- I have gained weight during the pandemic. I’d better do some exercise. (Salgın hastalık sırasında kilo aldım. Biraz spor yapsam iyi olur) I had, I’d şeklinde kısaltıldı.


'Had beter', You, he, she, they gibi öznelerle birlikte kullanıldığında cümleye bir uyarı veya tehdit etme anlamı verebilir.

- You’d beter finish your meal. (Yemeğini bitirsen iyi olur)

- They had better hurry up and end this game! (Acele edip bu oyunu bitirseler iyi olur!)

- He'd better not stand the window. (Pencerenin yanında durmasa iyi olur)



'Had better' ifadesini bir isim veya sıfat takip ederse geçmiş zamanda bir sahiplik durumundan bahsediliyordur. 'Daha iyi' bir şeye sahip olma.

- I wish I had better relationships with my colleagues. (Keşke meslektaşlarımla daha iyi ilişkilerim olsaydı)

- I saw a starling by the road this morning. I took a few photos. Wish I had better zoom capabilities. (Bu sabah yolda bir sığırcık gördüm. Birkaç fotoğraf çektim. Keşke daha iyi yakınlaştırma kapasitesine sahip olsaydım) Fotoğraf makinesinin zoom yeteneğinden bahsediyor

22 Mart 2022 Salı

İngilizcede aşağı yukarı

- They were more or less delighted. (Az çok memnun olmuşlardı)

- He admits that more or less everything he did was wrong. (Aşağı yukarı her şeyi yanlış yaptığını kabul ediyor)

- Metin makes sad his mum more or less every day. (Metin annesini aşağı yukarı her gün üzüyor)

- Do you speak Arabic well? (Arapçayı iyi konuşuyor musun?)
- More or less. (Şöyle böyle)

- Are you reading Oblomov? After initial difficulties the reading will become more or less easy. (Oblomov’u mu okuyorsun? İlk zorluklardan sonra okumak az çok kolay hale gelecektir)

More or less:

Az çok, aşağı yukarı, şöyle böyle anlamlarına gelen ifade…






17 Mart 2022 Perşembe

İngilizcede sıradan

- Hagi wasn’t some run-of-the-mill football player. (Hagi sıradan bir futbolcu değildi)

- I bought a second hand camera to learn the photography. It was cheaper than yours.  It’s a run-of-the-mill device. (Fotoğrafçılığı öğrenmek için ikinci el bir kamera aldım. Seninkinden ucuzdu. Sıradan bir cihaz)

- Limonata could have been a run-of-the-mill film but Serkan Keskin turns it into an interesting road story. (Limonata sıradan bir film olabilirdi ama Serkan Keskin onu ilginç bir yol hikayesine dönüştürüyor.

- I make my own breads. They are so much better than anything from a run-of-the-mill bakery. (Kendi ekmeğimi yapıyorum. Sıradan bir fırındakilerinden çok daha iyiler.

Run-of-the-mill:

Sıradan, âlâlade, özel olmayan. 

ingilizce deyimler

15 Mart 2022 Salı

Can - Be able to farkı

Can - modal verb

To be able - verb

-abilmek, -ebilmek (ability)

CAN, genel bağlamdaki ifadelerde vardır. Yani her durumda 'be able to' yerine kullanılamaz.

BE ABLE, 

Özel durumlardan veya belirli bir zamandan bahsedilirken. Çoğu durumda 'can' yerine kullanılabilir. 

- I can speak Turkish. (Türkçe konuşabilirim) Türkçe konuşabiliyorum

- I can ride a bike. (Bisiklet sürebilirim)

- I’m not able to ride a bike today. I have a lot of work to do. (Bugün bisiklet süremem. Yapacak çok işim var)

- I‘m able to ride a bike. (Bisiklet sürebilirim)



İhtimal dahilindeki durumlardan bahsedilirken de can kullanılır:

- A flock of starlings can be a thrilling sight. (Bir sığırcık sürücü heyecan verici bir görüntü oluşturabilir)

- We can even see snow in April. (Nisan ayında bile kar görebiliriz)



Can bir modal olduğundan başka bir fiili takiben kullanılamaz. Bu tür durumlarda to be able (infinitive) fiili gelmeli.

- I was too busy. I want to be able to read the book in this weekend. (Çok yoğundum. Hafta sonu kitap okuyabilmek istiyorum) I want can to… diyemeyiz.



Can, Present Tense (geniş zaman) ve Past Tense (geçmiş zaman) cümlelerinde kullanılır (geçmiş zamanda could).
Future Tense, Present Perfect Tense gibi bazı zamanlarda kullanılamaz.

- Be able, future ve present perfect tense dahil tüm zamanlarda kullanılabilir.

- Finally, I will be able to sleep tonight. (Sonunda bu gece uyayabileceğim)

- She has been able to achieve her goals after many years. (Yıllar sonra hedeflerine ulaşabildi)



Can, diğer modallarla birlikte kullanılamaz. (must, should, would vs.)

to be able, başka modallarla birlikte kullanılabilir.

- They should be able to work with us. (Bizimle çalışabilmeliler)

- If I hadn't headache I would be able to go to school today. (Başım ağrımasaydı bugün okula gidebilecektim)



Can, geçmiş zamanda could

Be able to, was /were able to halini alır.

- I could climb the trees when I was young. (Gençken ağaçlara tırmanabilirdim)

- I was able to climb the trees when I was young. (Gençken ağaçlara tırmanabilirdim)



Geçmiş zaman olumlu cümlelerinde de yukarıda bahsedilen fark geçerlidir. 'Could' daha genel ifadelerde, 'was/were able to' daha spesifik (özel) durumlarda veya zamanlarda kullanılır.

- Our baby broke the radio. Thankfully, we were able to repair it. (Bebeğimiz radyoyu bozdu. Neyse ki, tamir edebildik)

- I'm glad the payment was able to arrive to the correct address. (Ödemenin doğru adrese ulaşabilmesine sevindim)



Olumsuz cümlelerde couldn’t ve weren’t/wasn’t able çoğu durumda birbirinin yerine kullanılabilir.

- He couldn’t join the meeting because his mother was sick. (Toplantıya katılamadı çünkü annesi hastaydı)

- He wasn’t able to join the meeting because his mother was sick. (Toplantıya katılamadı çünkü annesi hastaydı)



Could ayrıca rica cümlelerinde kullanılır.

- Could you put my name on it too? (Onun üzerine benim ismimi de yazabilir misin?) Koyabilir miydin? diyor herhalde.


Could kullanımı - örnekler

10 Mart 2022 Perşembe

İngilizcede Zamana Ayak Uydurmak

- You need to get with the times. (Zamana ayak uydurmalısın)

- My grandfather has started using social media. He says get with the times or get left behind. (Büyükbabam sosyal medya kullanmaya başladı. “Zamana ayak uydur ya da geri kal” diyor.

- I think, my mother won’t get with the times. She still uses a phone she bought 20 years ago. (Sanırım annem zamana uyum sağlayamayacak. Hala 20 yıl önce aldığı telefonu kullanıyor.

- Some companies refuse to get with the times. This is one of the reasons for the failing. (Bazı şirketler zamana ayak uydurmayı reddediyor. Bu batma sebeplerinden biri)

Get with the times:

Güncel olanı ve yeniyi takip etmek, zamana ayak uydurmak. Eskilerde kalmamak.

7 Mart 2022 Pazartesi

Maybe / May be farkı

Maybe / may be

Belki, muhtemel, mümkün. 'Maybe' ve 'may be' benzer anlamlara gelseler de eşanlamlı sözcükler gibi aynı cümlede birbirlerinin yerine kullanılamaz.

maybe

Adverb (zarf)

👉 Genellikle cümlelerin başında bulunur.



may be

fiil + yardımcı fiil (verb + auxiliary verb)

👉 Genellikle özneden sonra gelir.



- I’m happy. (Mutluyum)

- I may be happy. (Mutlu olabilirim)

- Maybe I’m happy. (Belki mutluyum)



- She is tried. (O yorgun)

- She may be tried. (O yorgun olabilir - yorgundur)

- Maybe she is tried. (Belki yorgundur)



- Maybe the concert is cancelled. (Belki konser iptal edilmiştir) maybe (zarf) + concert (isim) + is (to be)

- The concert may be cancelled. (Konser iptal edilmiş olabilir) concert (isim) + may (fiil) + auxiliary verb (yardımcı fiil)

İlk cümledeki 'is' to be fiili, ikinci cümlede 'be' yardımcı fiiline dönüştü.



- I won’t see you again. (Seni tekrar göremeyeceğim)

- I may not see you again. (Seni tekrar göremeyebilirim)

- Maybe I won’t see you again. (Belki seni tekrar göremeyeceğim)

İkinci cümlede 'may' fiilinden sonra 'be' yardımcı fiili gelmedi. Çünkü 'be' yardımcı fiilini genellikle bir sıfat veya isim takip etmelidir. Bu cümlede 'may' fiilini bir başka fiil takip ediyor (see).