4 Kasım 2021 Perşembe
Remind - Remember farkı
Hatırlatmak, anımsatmak. Hatırlatma işi, birisi veya bir şey tarafından başka birisine yapılır. Dolayısıyla remind fiilinden sonra me, you, her, him, us, them zamirlerinden biri veya Ahmet, Mehmet, Ferit gibi bir isim gelir.
- The doctor reminded me of the appointment on Monday. (Doktor bana pazartesi günkü randevuyu hatırlattı)
- My smartphone reminds me to take the medicines. (Akıllı telefonum ilaçları almamı hatırlatıyor)
Birine benzetmek anlamında da kullanılır.
- You remind me of Kemal Sunal. (Bana Kemal Sunal’ı hatırlatıyorsun) Onu andırıyorsun, benziyorsun anlamında.
Remember
Hatırlamak, anımsamak. Hatırlama işi özne tarafından yapılır. Geçmişteki bir olay veya gelecekte yapılması gereken bir iş hatırlanabilir.
- I remembered visiting the hospital last Monday. Geçen Pazartesi hastaneye gittiğimi hatırladım)
- I have remembered to call my doctor for an appointmanent. (Bir randevu için doktorumu aramayı hatırladım) Arayacağımı hatırladım.
- Do you remember how to get to Atakule? (Atakule’ye nasıl gidildiğini - gittiğini hatırlıyor musun?)
28 Ekim 2021 Perşembe
Whole - Entire farkı /Örnek cümleler
İki sözcük de tamamen aynı anlama gelmektedir ancak biraz daha formal (resmi) durumlarda 'entire' tercih edilebilir.
- Haydar was planning to sleep through the whole bus ride. (Haydar tüm otobüs yolculuğu boyunca uyumayı planlıyordu.)
- Haydar was planning to sleep through the entire bus ride. (Haydar tüm otobüs yolculuğu boyunca uyumayı planlıyordu.)
Ayrıca vurgulu söylenen ifadelerde ve ünlem cümlelerinde whole yerine entire tercih edilmeli.
- I can’t believe Ferit ate the entire kebab! (Ferit’in bütün kebabı yediğine inanamıyorum!)
- Burak ate the whole kebab. (Burak bütün kebabı yedi)
‘The whole’ ve ‘the entire’ tekil isimlerden önce kullanılmalı (singular). Çoğul isimlerle birlikte kullanılmaz.
Yani I translated the whole/entire books. DİYEMEYİZ.
'a whole' ve 'an entire' yalnızca tekil ve sayılabilen isimlerden önce kullanılmalıdır (singular, countable).
- I know someone who can read an entire newspaper in 5 minutes. (Bütün bir gazeteyi 5 dakika içinde okuyan birini tanıyorum)
- I know someone who can read a whole newspaper in 5 minutes. (Bütün bir gazeteyi 5 dakika içinde okuyan birini tanıyorum)
- Whole students joined to the class remotely. (Bütün öğrenciler derse uzaktan katıldı.)
All - Whole farkı / örnekler
22 Ekim 2021 Cuma
İngilizcede YOK anlamında NO kullanımı
Yapı: Verb + NO + noun
- I have no money. (Param yok)
- I have no reason for going out. (Dışarı çıkmak için bir nedenim yok)
- Today she has no energy. (Bugün enerjisi yok)
- There was no book on the table. (Masada kitap yoktu)
- I’m at the market. There are no empty shelves here. (Marketteyim. Burada boş raf yok) NO’dan sonra sıfat tamlaması gelmiş
NO – NOT farkı
Aynı anlamda kullanım:
- I have no time. (Zamanım yok)
- I don’t have time. I do not have time. (Zamanım yok)
- I’dont have enough time. (Yeterli zamanım yok) ‘enough time' bir sıfat tamlaması olduğu halde I have no enough time DİYEMEYİZ. Yukarıda, 'No'dan sonra bir sıfat tamlaması gelebilir demiştik. Fakat Any, many, much, more, enough sıfatlarını içeren tamlamalar istisnadır.
- He has no idea about that movie. (O film hakkında fikri yok)
- He has not any idea about that movie. (O film hakkında hiçbir fikri yok)
Cümle içinde NOT:
- I’m not happy. (Mutlu değilim)
- It’s not a red apple. (O kırmızı bir elma değil) article (the, a, an) kullanılabilir.
‘Not’ eki fiilleri olumsuz hale getirir. Dolayısıyla bir fiilden önce kullanılabilir.
- I don’t like snakes. (Yılanlardan hoşlanmıyorum)
- I did not listen to you. (Seni dinlemedim)
- I won’t go to the dentist. I will not go to the dentist. (Dişçiye gitmeyeceğim)
15 Ekim 2021 Cuma
İngilizce film repliklerini tahmin et
İngilizce film veya dizilerden bazı sahneler gösterilerek, doğru Türkçe çeviriyi bulmanız isteniyor. ,
Kullanıcının İngilizce seviyesine uygun zorluk derecesi seçilebiliyor.
İstenirse konuşma, altyazılı olarak ekrana geliyor.
Bilgisayardan veya mobil uygulama üzerinden kullanılabilen ilginç ve eğlenceli bir İngilizce sınavı:
8 Ekim 2021 Cuma
Stop to do… Stop doing…
İki fiilli İngilizce cümlelerde, ikinci fiil genellikle gerund (verb + ing) ya da infinitive (mastar) şeklindedir.
Stop, try, forget, remember, forget gibi bazı fiilleri takip eden fiilin gerund veya infinitive olması cümlenin anlamını tamamen değiştirir.
Örnek cümleler:
- I stopped to smoke. (Sigara içmek için durdum)
- I stopped smoking. (Sigara içmeyi bıraktım) Artık hiç içmiyorum.
- I stopped to eat hamburger. (Hamburger yemek için durdum)
- I stopped eating hamburger. (Hamburger yemeyi kestim) Artık hamburger yemiyorum.
- I want to stop to buy newspaper. (Gazete satın almak için durak istiyorum)
- I want to stop buying newspaper. (Gazete satın almayı bırakmak istiyorum) Artık gazete satın almak istemiyorum.
29 Eylül 2021 Çarşamba
Relative clause içinde who - whose kullanımı / farkları
Who
Bağıl cümlelerde (relative clauses) kişiler için kullanılır. Resmi olmayan günlük dilde 'who' yerine bazen 'that' sözcüğü de getirilebilir.
- I know the man who is working in the farm. (Çiftlikte çalışan adamı tanıyorum)
- Mete Gazoz who won olympic medal is 22 years old. (Olimpiyat madalyası kazanan Mete Gazoz 22 yaşındadır)
- This is a girl who is my friend. (Bu benim arkadaşım olan kız)
Whose:
Bağıl cümlelerde (relative clauses) sahiplik durumunu belirtmek için kullanılır. 'whose' sözcüğünü takiben mutlaka bir isim (noun) gelmelidir.
Örneklerde de görüldüğü gibi whose sözcüğünün sağındaki nesne, whose sözcüğünün solundaki kişiye aittir.
- A wonderful woman whose books changed my life. (Kitapları hayatımı değiştiren harika kadın)
- I have a colleauge whose computer is broken. (Bilgisayarı bozuk olan bir iş arkadaşım var)
- I talked someone whose cat has same name as me. (Kedisi benimle aynı isme sahip biriyle konuştum)
10 Eylül 2021 Cuma
İngilizcede like kullanımı
1- Fiil olarak kullanımı 'to like'
hoşlanmak, beğenmek, sevmek anlamlarında
- I like playing basketball. (Basketbol oynamayı seviyorum)
- Do you like rock music? (Rock müziğinden hoşlanır mısın?)
- She dosen't like math. (Matematiği sevmiyor)
2- 'dilemek', 'arzu etmek', 'istemek' anlamlarında fiil olarak kullanım. Çoğunlukla nazik soru cümlesi olarak would + subject + like kalıbıyla karşımıza çıkar.
- Would you like some sugar? (Biraz şeker ister miydiniz?)
- I would like to meet you. (Sizinle tanışmayı arzu ederim)
3- 'gibi', 'örneğin' anlamalarında kullanımı:
'such as' ifadesine benzer bir karşılığı vardır.
- I can play many instrument, like piano. (Piyano gibi pek çok müzik aletini çalabiliyorum)
- Your vacuum cleaner so silent. I need something like that. (Süpürgeniz çok sessiz. Buna benzer bir şeye ihtiyacım var)
- Will we buy smart board like ones used in Singapore, China etc. (Singapur, Çin ve benzeri ülkelerde kullanılan akıllı tahtadan alacak mıyız?)
4- 'benzer', 'aynı' anlamlarında edat olarak kullanımı. 'be like'
- It's like my mobil phone. (Benim telefonuma benziyor)
- You are like a real prince. (Gerçek bir prense benziyorsun)
- Are they twins? They are like each other. (Onlar ikiz mi? Birbirlerine benziyorlar)
5- 'like father, like son' - 'like mother, like daughter' deyimleri içinde kullanımı:
Türkçedeki 'babasının oğlu', 'anasının kızı' / 'anasına bak kızını al' deyimlerinin İngilizcedeki karşılığı olduğu söylenebilir.
- She just 14 years old and enjoy making cake. Like mother, like daughter! (Henüz 14 yaşında ve kek pişirmeyi seviyor. Annesinin kızı!)
8 Eylül 2021 Çarşamba
Every time - all the time
every time - all the time farkı / örnek cümleler
Every time
Özel bir zamanda hep gerçekleşen fakat oluş sıklığı bilinmeyen şeylerden bahsederken 'hep', 'her zaman', 'zamanlarda' anlamlarına gelen every time kullanılır. Ayrı yazılır: everytime şeklindeki yazım yanlıştır.
- Every time we go to grandma, she makes cake. (Büyükanneye her gidişimizde bize kek yapar)
- I change my mind every time, I talk to him. (Onunla ne zaman konuşsam fikrim değişir) O hep fikrimi değiştirir.
- She calls her mom every time she get to home early. (Eve erkenden gittiğinde her zaman annesini arar)
- You were here every time I need your help. Thank you! (Yardımına ihtiyacım olduğu zamanlarda buradaydın. Teşekkür ederim)
All the time
Her zaman, daima veya genellikle gerçekleşen durumlardan veya olaylardan bahsederken kullanılır.
- Kızılay is crowded all the time. (Kızılay her zaman kalabalıktır)
- What do you do? You are busy all the time! (Ne iş yapıyorsun? Her zaman meşgulsün!)
- He is late all the time. You must warn him! (Hep geç kalıyor. Onu uyarmalısın!)
29 Ağustos 2021 Pazar
on / onto farkı / Örnek cümleler
on
Preposition. Bir yerin üzerinde bulunma durumu (sabit). Bir nesnenin veya kişinin konumu belirtilirken, genelde isimden önce gelir.
- The bird is on the roof. (Kuş çatının üstünde) çatıya konmuş.
- My coins are on the carpet. (Bozuk paralarım halının üstünde)
- Your ID card is on the table. (Kimlik kartın masanın üzerinde)
onto
Preposition. Bir nesne, başka bir nesnenin veya yüzeyin üzerine doğru hareket ediyorsa burada on yerine onto edatı kullanılır.
Genellikle jump, throw, put, push gibi hareket bildiren fiilleri takiben kullanılır.
- The bird is flying onto the roof. (Kuş çatının üzerine uçuyor) Oraya konacak.
- I threw my coins onto the carpet. (Bozuk paralarımı halının üzerine fırlattım)
- Please put your ID card onto the table. (Lütfen kimlik kartını masanın üzerine bırak)
in / in to / into farkı / Örnek cümleler
11 Ağustos 2021 Çarşamba
İngilizcede s takısı
‘s takısı İngilizcede 3 farklı şekilde karşımıza çıkıyor.
1. Sahiplik eki olarak (possesive)
2. is yardımcı fiilinin kısaltması olarak
3. has yardımcı fiilinin kısaltması olarak.
Sahiplik (Possesive)
Tekil öznelerde (sonu s ile bitmeyenlerde) ‘s şeklinde kullanılır.
- Meltem’s dog is so cute. (Meltem'in kedisi çok tatlı)
- The girl’s bag is brown. (Kızların çantaları kahverengi)
Çoğul öznelerde (sonu s ile bitenlerde) sadece kesme (‘) işareti kullanılır.
- The girls’ bags are brown. (Kızın çantası kahverengi)
İki veya daha fazla özne varsa ve bir ortak durumdan bahsediliyorsa sadece ikinci özne ('s) takısı alır.
- Mehmet and Zehra’s car is broken. (Mehmet ve Zehra'nın arabası arızalı)
İki veya daha fazla özne varsa ve farklı birer durumlarından bahsediliyorsa her iki özne de ('s) takısı alır.
s ile biten isimlerde aşağıdaki kullanımların her ikisi de görülür
- Melis’s hat is nice. (Melis'in şapkası çok hoş)
- Melis’ hat is nice. (Melis'in şapkası çok hoş)
- It's a rainy day. (Yağmurlu bir gün)
- He is sleeping. (O uyuyor)
Has yardımcı fiili olarak
- He has eaten the cake. (Keki yedi)
